Çocuklarda Ayakkabı Seçimi

Posted by admin on Mart 2nd, 2008

Yeni yürümeye başlayan çocuklara ayakkabı giydirmemek çocuğun ayak sağlığı için çok faydalıdır. Tabanı olan ayakkabıların erken giydirilmesi ayak kaslarının gelişmesini engeller. Taban çukurunu oluşturacak kaslar bebek ayağa kalkıp yürümeye başladıktan sonra gelişmektedir. Ayakta durma ve yürüme ayak ve bacak kaslarının çalışmasını sağlayarak onları kuvvetlendirir. Özellikle 2 yaşına kadar evde çocuğun çıplak ayakla bırakılması sağlanmalıdır.

Çocuğa erken ayakkabı, bilhassa sert tabanlı ayakkabı giydirmek, ayak kaslarının gelişmesini engelleyerek düz tabanlığın oluşmasını kolaylaştırır. İlk 1 yaşta ayak tabanı çukurunun tam gelişmemesi dolayısıyla düz tabanlık normal olarak kabul edilir.

Ayakkabı alırken nelere dikkat etmek gerekir;

Çocuğun evin dışında yürümeye başladığı zamanlarda seçilecek ayakkabının tabanı yarı yumuşak olmalıdır,

Ayakkabının ölçü seçimi yapılırken çocuk ayakta durmalı, ayak baş parmağının ucu ile ayakkabının burnu arasında yaklaşık 1 cm boşluk olmalıdır,

Çocuğun ayakları aylar içinde hızla büyüdüğünden 3-4 ayda bir ayak-ayakkabı oranı tekrar değerlendirilmelidir,

Ayakkabı tercihini, botların çocuk bileğini daha iyi kavrayacağı düşünülürse bottan yana kullanmak daha uygun olacaktır.

TELEVİZYON OBEZİTE RİSKİNİ ARTTIRIYOR…

Posted by admin on Mart 1st, 2008

Çankaya Belediyesi Yaz Spor Okulu Öğrencileri arasında yapılan araştırmada öğrencilerin televizyon karşısında çok vakit geçirdikleri ve bu durumun sağlıksız beslenmeyi tetiklediği ortaya çıktı.

Ankara- Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim elemanları ve öğrencileri tarafından Çankaya Belediyesi Yaz Spor Okullarına kayıtlı 489 öğrenci üzerinde yapılan araştırma dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkardı.

7-14 yaş arası öğrencilerin genel sağlık durumları, fiziksel aktivite düzeyleri, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim düzeylerini saptamak amacıyla yapılan saha çalışmasında çocukların büyüme ve gelişimleri için gerekli olan vitamin ve minareleri yeteri kadar almadıkları saptandı. Öğrencilerin vücut ağırlığı ve boy uzunluğu değerlendirilmesi sonucunda zayıf çıkan öğrencilerin oranı % 7 çıktı. Bunun nedeni olarak dengesiz ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerinin fazla olması gösterildi. Buna karşın şişmanlık riski taşıyan ve şişman olan öğrencilerin zayıf çıkanların oranından yaklaşık olarak % 26 daha fazla olduğu tespit edildi. Bunun nedenleri de; çocukların TV karşısında fazla vakit geçirmeleri ve bu sırada yağ içeriği yüksek olan besinler tüketmeleri ve de ana öğünleri atlamaları olarak saptandı. Ayrıca çocukların besin seçiminde görsel medyada yer alan yiyecek-içecek reklamlarından etkilendikleri araştırmada yer alan bir diğer bulgu.

Öğretim üyeleri yaptıkları bu araştırmada ortaya çıkan sonuçlar karşısında anne-baba ve öğretmenlerin yeterli ve dengeli beslenme konusunda çok daha dikkatli olmalarını istediler. Ayrıca reklamlarda sağlıklı ve yararlı besinlerin tanıtımına daha fazla özen gösterilmesi ve zararlı besinlerin reklamlarına sınırlama getirilmesi istendi.

RİSKLİ GELİŞİM: ERKEN ERGENLİK

Posted by admin on Mart 1st, 2008

Son zamanların en büyük gelişim sorunu erken ergenlik; Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları uzman doktorlarına göre, geçen yıllara oranla çok büyük artış sergiliyor.

Erken ergenliğin bir hastalık olduğunu belirten Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları doktorlarından Op. Dr. Evrim Aksoy, anne ve babaların konuyla ilgili bilinçli olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Çocukluktan gençliğe geçişin ilk durağı olarak bilinen ergenlik (adolesan) döneminin, erkeklerde dokuz, kızlarda yedi yaşın altına düşmesini erken ergenlik olarak adlandıran kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy: “Başlıca iki kusurla ortaya çıkan dönem ya beyin hormonlarının erken salgılanması ya da yumurtalık ve böbrek üstü bezinden salgılanan hormonların aşırı olmasıyla ilgilidir.”

Genetik faktörlerin çok az etkisi olduğunu açıklayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, beyin tümörleri, beyin apse, kist ve enfeksiyonları, kızlarda yumurtalık kist ve tümörleri, böbrek üstü bezi tümörleri, tiroid hormon eksikliği(hipotiroidi) ve tedavi amacıyla kullanılan seks hormonlarının erken ergenliği tetiklediğini belirtiyor.

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy’a göre; beyin hormonlarından kaynaklanan erken ergenliğin sebebi, kız çocuklarında henüz tam olarak açıklanamıyorken, erkek çocuklarında beyin-sinir hastalıklarına bağlı olduğu saptanmış bulunuyor.

Ayrıca, bu süreci yaşayan çocuklar, başlangıçta yaşıtlarına göre uzun boylu olmalarına karşın, kemik uçlarının erken kapanması sonucu, erişkin yaşlarda akranlarına göre daha kısa boylu kalıyor.

Ergenlik dönemi eğitiminin; ailede başladığını, okul ve çevre ile devam eden bir süreç olduğunu belirten kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, özellikle ilköğretim çağında alınacak eğitimin çok önemli olduğuna inanıyor.

Eğitimin önemini her çalışmasında vurgulayan Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları, Molped işbirliği ile Kasım ayı boyunca altı ilkokulda, ergen jinekolojisi, psikolojisi ve ürolojisi ile ilgili eğitim seminerleri düzenleyerek gençleri bu konularda bilgilendirmeyi amaçlıyor.

Ergenlik dönemi sorunlarının genellikle, ergenin kimlik çatışmaları, aile içi iletişim sorunları, arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan sorunlar ve akademik sorunlar olduğunu belirten Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları’ndan psikolog Fatma Tosun ise: “Gençlerin, ergenlik dönemindeki değişikliklere daha rahat uyum sağlayabilmesi için ailelere psikolojik danışmanlık hizmeti sunarak bu süreci en sağlıklı şekilde geçirmelerine yardımcı oluyoruz.” diyor.

BAYRAM ŞEKERİ DİŞ SAĞLIĞINIZI BOZMASIN!

Posted by admin on Mart 1st, 2008

Plusdent Ağız ve Diş Sağlığı’ndan Diş Hekimi Mehmet Kazandı Ramazan Bayramı’nda fazla tüketilen şeker ve tatlıların bir çok diş sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Bayram boyunca ziyaretlerde ikram edilen tatlı ve şekerlerin ağız ortamını asidik hale getirip diş çürüğü oluşumunu hızlandırdığını belirtiyor.

Diş hekimi Mehmet Kazandı bayramlarda tatlı ve şeker tüketiminin arttığını hatırlatarak, dikkat edilmediği takdirde bu durumun ciddi ağız ve diş sağlığı sorunlarına sebep olabileceğini ve beraberinde vücudumuzun genel sağlığı için de olumsuz etkilerinin olabileceğini belirtiyor. Özellikle şeker ve benzeri tatlı yiyecekler yenildikten sonra diş fırçalama imkanı olmayanlar için bol su ya da sütle ağzın çalkalanması ya da şekersiz sakız çiğnenmesini tavsiye ediyor. Ayrıca bayramlarda dişlerin baş düşmanı olan yiyeceğin lokum gibi dişlerin arasında kalan ve uzun süre dişlerden uzaklaştırılamayan tatlılar olduğunu vurguluyor. Çünkü ağız içinde kalan şeker ve tatlı kalıntılarının bakteri üremesini arttırdığını , bakterilerin de asit oluşturduğunu ve diş çürüklerine neden olduğunu söylüyor. Ayrıca bayram ziyaretlerinde de sıkça tüketilen kola gibi asitli içeceklerin de bu süreci hızlandırdığını vurguluyor. Şekerli gıdaların dişlerin yüzeyine yapıştığını ve çürük başlangıcı olan bölgelerdeki hassasiyeti arttırdığını söylüyor ve şöyle devam ediyor:

”Dişlerini düzenli olarak fırçalayan, diş hekimlerinin önerdiği şekilde ağız bakımlarını yapan kişilerin dişleri, şeker tüketimi olsa bile bu durumdan çok fazla etkilenmez. Asıl sorun, dişlerin fırçalanmaması veya bakımlarının ihmal edilmesidir. Ayrıca yenen bir sütlü tatlı ile şerbetli ya da lokum gibi yapışkan tatlıların dişlere vereceği zarar aynı değildir. Dişlerini fırçalamayı ihmal edenler için bayramda dişlere en fazla zarar veren yiyecek lokum gibi dişlerin arasında kalan tatlılardır. Bununla birlikte bu tip yapışkan özellikli tatlıların fazla tüketilmesi ağzında(hareketli, sabit) protezleri bulunan hastaların protezlerinin hareket etmesine hatta yerinden çıkmasına neden olabilir.” Ayrıca Diş hekimi Mehmet Kazandı , bayramda yenilen tatlının, fark edilmeyen ya da önemsenmeyen çürüklerin ani bir ağrıyla ortaya çıkmasına sebep olabileceğini belirterek ”Bayramda fazla tüketilen şeker ve tatlıların diş sağlığına verdiği zararları diş fırçalayarak ve diş ipi kullanarak azaltabilirsiniz. ”şeklinde uyarıda bulunuyor.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRİLDİĞİ BÖLGELERDE HİZMETİN YÜRÜTÜLMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK

Posted by admin on Mart 1st, 2008

SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRİLDİĞİ BÖLGELERDE HİZMETİN YÜRÜTÜLMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK

Resmi Gazete
Tarih: 9.9.1964; Sayı: 11802

Madde 1 - Sağlık hizmetlerinin ana ilkesi ve temel prensipleri:
a. Sağlık hizmetlerinin ana ilkesi halkın sağlık seviyesini yükseltmektir. Bu amaçla halk sağlığı (Koruyucu hekimlik) hizmetlerine öncelik verilecek, sağlık teşkilatı toplum kalkınması ve diğer sosyal çalışmalarda da faal rol alacaktır.
Tedavi hekimliği ise, halk sağlığı çalışmalarını tamamlayan bir unsur olarak, evde ve ayakta tedaviye öncelik verilecektir.
b. Yukarıda belirtilen temel ilkeye ulaşmada birinci derecede sorumlu kurum sağlık ocaklarıdır. Sağlık ocaklarında sağlık personeli, bölgelerinde hasta tedavi ederek, kazandıkları güvene dayanarak sağlığın korunması ile ilgili hizmetleri halkın işbirliği ile yürütecek, toplum kalkınması ve diğer sosyal ve ekonomik hareketlere önderlik edecek veya katılacaklardır.
c. Sağlık kuruluşunda üst kademelerdeki personelin ilk görevi, kendilerinin nezaret ve murakabesine verilen diğer personelin çalışmalarını desteklemek olanlara verimli çalışma imkanlarını temin etmek, hizmet içinde eğiterek yeterli hale getirmektir.
d. Sağlık hizmetlerinin gelişmesi için yeter sayıda ve iyi yetişmiş sağlık personeline ihtiyaç vardır. Bu sebeple sağlık kuruluşunda görev alanlar kendilerine okullarda veya kurslarda verilen eğitim görevine en büyük önemi vereceklerdir.
Madde 2 - Kuruluş:
Bir ilin sağlık kuruluşu valinin idaresi altında bir bütündür.
a. İl Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğü:
(1) Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürü ve yardımcıları.
(2) Halk sağlığı hizmetleri başkanlıkları: (Ana - Çocuk Sağlığı, Sıtma Eradikasyon ve Çevre Sağlığı, Frengi - Lepra, Trahom, Verem Savaş Başkanlıkları): İhtiyaca göre Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından tesbit edilir.
(3) Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğü Şubeleri: İhtiyaca göre Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından tesbit edilir.
b. Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğüne bağlı kurumlar: Bunlar okullar, depo - tamirhaneler ve başkanlıklara bağlı dispanserler gibi kurumlardır. İhtiyaca göre Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından tesbit edilir.
c. Sağlık bölge başkanlıkları: İller nüfus ve yol durumlarına göre sağlık bölgelerine ayrılır. Her bölgede bölge başkanlığına bağlı bir devlet hastanesi ve yeter sayıda sağlık ocağı bulunur. Hizmetin gerektirdiği yerlerde sağlık bölge başkanlıklarına bağlı halk sağlığı personeli veya kurumları da bulunur.
d. Sağlık ocakları: Tedavi hizmetleri bakımından birinci derecede sağlık bölgesi başkanlıklarına, koruyucu hizmetler bakımından da doğrudan Sağlık ve Sosyal yardım Müdürlüğüne bağlıdırlar. Sağlık ocaklarında hizmetin gerektirdiği sayıda sağlık evi bulunur.
Madde 3 - Kadrolar:
Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiği bölgelerdeki kuruluşta çalışacak personelin kadroları, kadro ve bütçe kanunları ile verilen adetleri aşmamak üzere, her takvim yılı başında düzenlenerek Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından ihtiyaca göre kullanılır.
Madde 4 - Kuruluşun görevleri ve çalışma usulleri:
Kuruluşun görev ve çalışma usulleri ana ilkeler ve yürürlükteki mevzuat gözönünde alınarak Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir iç hizmet yönergesinde belirtilir. Bu yönerge her il için birbirinden farklı olabilir.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.