ÜŞÜtme

Posted by admin on Temmuz 31st, 2008

Âni hararet kayıplarının vücut üzerinde çeşitli tesirleri var*dır. En önemli tesir, mikrop ve virüslere karşı direnme kabiliye*tinin azalması ve bu yüzden bu mikropların faaliyete geçerek hastalık yapar hal almalarıdır.
Bir çok hastalıkların bir üşütme ile başlaması bundandır.
Üşütme ayrıca romatizmal denen hastalıkların da sebebi ola*bilir, (kas romatizması, siyatik, nevralji). Üşütme hava ceryanı-mn fazla olduğu yerlerde bilhasas rutubetin de yardımı ile kolay vukubulur. Vücudun soğuğa karşı idmanla sertleştirilmesi (duş, masaj) lâzımdır.

Uyuz

Posted by admin on Temmuz 31st, 2008

Şiddetli kaşıntı, vücudun bazı yerlerinde (koltuk, husye, me*me bağı, parmaklar) küçük düğümler yapar. Uyuz paraziti (skabies) cildin üst kısmını delerek orada kendine bir mecra açar, yu*murtalarını koyar. Bu yumurtalardan doğan yavrular kaşıntıla*ra sebep olurlar.
Yatak çarşaflarını değiştirmek parazitleri öldürmek elbisele*ri güneşe asıp bekletmek lâzımdır. Parazit ilâçlarının çoğu kü*kürt ihtiva ederler.

Uyku HastaliĞi

Posted by admin on Temmuz 31st, 2008

Afrika’da salgınlar yapan bir hastalıktı/’. Sinekler vasıtasiy-le insana nakledilen bir tripanasom bu hastalığı meydana getirir. Hastalık, kansızlık, yorgunluk, ateş, başdönmesiyle başlar ve ya*vaş yavaş bitkinlik şeklinde derin bir uyku haline müncer olur. Germanin denen ilâç sayesinde tedavisi mümkün olmuştur

Uyku

Posted by admin on Temmuz 31st, 2008

Vücudun zaman zaman dıştan gelen tenbih ve tahrişlere karşı kapanmasıdır. Hayat hâdiselerinin en fazla zaman alanı bu« dur. Ömrümüzün aşağı yukarı üçtebirini kaplar.
İnsanın tabiî hâli uyku mudur, uyanıklık mıdır? İkincisi mantıkî gibi görünür. Fakat mesele bu kadar basit değildir. Bu *ahada müşahade edilen bir hastanın hâli dikkate değer netice*ler vermiştir. Bir hastalık yüzünden bir gözü ile bir kulağından gayri bütün duygu uzuvları harap olmuş bir insanda tabiî hâlin uyku olduğu tesbit edilmiştir. Bu hastanın gören tek gözü ve işi*ten tek kulağı kapandığı zaman derhal derin bir uykuya daldığı ve bu uykudan kendi kendine hiç uyanmadığı görülmüştür. Has*tayı uyandırabilmek için ya gören gözüne ışık düşürmek veya işi*ten kulağına ses vermek icabetmiştir. Bunlar yapılmadıkça has*tanın uyku halinde devam ettiği tesbit edilmiştir. Buna bakılır*sa uyanıklığın ancak dıştan gelen tahrişlerin eseri olmak icabe-der. Ama mevzu hâlâ da tam olarak çözülmüş değildir. Çünkü dış tahrişlerin uzaklaştırılması her zaman uyku getirmez. Aksine olarak bazı tenbihler uykuya yardım eder. Değirmen döndüğü müddetçe uyuyan ve durur durmaz uyanan değirmencinin hâli malûmdur.
Uykunun sebebi nedir? Eskiden bunu sadece yorgunluğun bir neticesi olarak telâkki etmişlerdir? Yorulan uzviyette gerçek*ten yorgunluk maddeleri denen bazı maddelerin hasıl olduğu doğrudur. Ama bu maddelerin husulü her zaman uyku vermez. Bilâkis bazan şiddetli yorgunluklar uykuyu kaçırır. Meşhur Rus
hekimi Pavlof uykuyu izah için yeni bir fikir ileri sürmüştür. Bu nehiy nazariyesidir. Filhakika dimağda bazı merkezlerin faaliye*tini çeşitli yollardan duraklatabildiği bilinen birşeydir. Meselâ dilin ucunu damağa dayamak aksırmayı durdurur. Sık sık yut*kunma veya âni bir heyecan hıçkırmayı durdurur. Bu gibi tesir*lere nehiy (fren) tesiri denir. Pavlof uykunun da iradî faaliyet*lerinin böyle bir frenlenmesinden ileri geldiğini iddia etmiştir. Ekonomo isminde bir bilgin 1917 yılında Viyana’da başgösteren bir beyin iltihabı salgınında dimağda özel bir uyku merkezi bu*lunması icabettiğini ilen sürmüştür. Bu fikir İsviçreli bilgin Hess tarafından teyid edilmiştir. Bu zat kedilerin orta beynine ince bir tel sokarak elektrik cereyanı verdiğinde telin muayyen bir noktaya temasında hayvanın derhal derin bir uykuya daldığını is-bat etmiştir. Bugün dimağın bu nahiyesine uyku merkezi den*mektedir. Şu halde uyku bir yorgunluğun neticesi olan pasif bir hareket değil irademiz dışında bir merkezin aktif faaliyetinin eseridir, öyle anlaşılıyor ki, bu merkez bir nevi abluka merkezi*dir. Geceleri dışından gelen tenbihleri tutmakta ve onların beyin kabuğuna varmalarını önlemektedir. İşte uyku o zaman meyda*na gelmektedir. Şu da var ki, bu abluka deliksiz ve tam bir ab*luka değildir. Öyle tenbihler vardır ki, çok şiddetli olmadıkları halde dimağ kabuğuna varırlar. Ve insanı uyandırırlar. Meselâ başında davul çalmsa uyanmıyacak derecede yorgun bir anne çocuğunun hafifçe ağlamasiyle uyanabilir.
Görülüyor ki uyku basit gibi görünen fakat çok karışık olan bir olaydır. Onun sık sık intizamını kaybetmesi de böyle karışık olunşundandır. Uykusuzluk muhtelif derece ve şiddette olmak üzere orta yaştan itibaren medenî insanı zaman zaman veya de*vamlı olarak rahatsız eden bir haldir. Uykunun hayatî önemini anlatmak için şu misâli verelim : Devamlı uykusuzluk vücudu açlık ve susuzluk kadar sarsar.
Uykusuzluğun en kararlı âcil sebeplerinden birisi de uyuya-mıyacağım diye korkmak veya uyuyamadığı için ağır hastalıkla*ra duçar olacağından endişe etmektir. Halbuki geçici bir uyku*suzluk insana böyle korkunç zararlar veremez. Korkmaya meç*hul bir sebep yoktur. Uykusuzluk arasında hak ettikleri ıstırabı çekenler de vardır ki, böylesine diyecek yoktur. Zâlimler ve hak yiyenler hırsızlar ve saygısızlar vicdan mahkemesi huzurunda bir türlü beraet edemedikleri için uyuyamazlar. Böylelerine ilâç da pek tesir etmez. Masum uykusuzlarla meşgul olmak daha iyidir.

Uykusuzlukları gidermek için herkes mizacına göre bir ted*bir aramalı ilâca en sonra başvurmalıdır. Bazan bu tedbirler ga*yet basit oldukları halde tesirleri büyük olabilir. Yatmadan önce ılık veya sıcak banyo yatak odası hararetinin değiştirilmesi yor*gan ve örtülerin azaltılıp çoğaltılması, yatağın darlığı veya ge*nişliği rol oynayabilir. Bütün bu değişikliklerden faydalanmayı denemelidir. Herşeyden önce uyuyamıyacağım diye korkmaktan vazgeçmelidir.
Uzun süren bir uykusuzluk devrini sona erdirmek ve tekrar uykuya alışmak için uyku ilâçları lâzım olabilir. İlâçları ancak böyle bir vaziyette kullanmalı, vara yoğa ilâç almamalıdır. Tabiî*dir ki ilâçların en hafifinden başlamalı, ıhlamur, valeryan bazan kâfi gelebilir. Olmazsa teskin edici ilâçlar (Bromural) ve nihayet asıl uyku ilâçlarına sıra gelir. Uyku ilâçlarından barbitür asidi-müştakları başta gelir. Lüminal, veronal triyokal, fanadorm gi*bi. Uyku ilâcı olarak afyon, morfin, kodein almak sağlığa kas-detmektir. Muztar kalınırsa kloral hidrat alınabilir. Bu hususta umumî bir şart da hiçbir ilâca alışmamak için bunları değişik kullanmaktır.

Tuzu Az Rejİm

Posted by admin on Temmuz 31st, 2008

Bu rejim kalb, damar ve böbrek hastalıklarında, tüberküloz*da, iltihaplı hastalıklarda ve vücutta su tutmaya sebep olan has*talıklarda tatbik edilir.

tamamen tuzsuz bir rejim tanzim etmek mümkün değildir. Fakat pratikte günde bir grama kadar olan tuzu, tuzsuz rejim ve 3 grama kadar olan tuzu, tuzu kıt rejim tesmiye ediyoruz. Tuz*da su tutan unsur, natriumdur.
Uzun süren kusma, ishal ve terleme neticesinde vücudun su ile beraber büyük miktarda tuz kayıp ettiği ve dermansızlık ve baygınlık halleri ile müterafik hipo-kloremi hali müstesna, gıda*ların ihtiva ettiği bir iki gramlık tuz, ihtiyacı karşılamaya kâfi*dir. Başkaca tuz ilâve etmeden yemeklerini yiyen insanlarda ve halk topluluklarında önemli bir arıza zuhur etmemektedir.
Tuzsuz ve kıt tuzlu rejimlerde yemeğe hariçten tuz ilâve edil*mediği gibi, terkiplerinde fazla miktar tuz ihtiva eden maddeler de kullanılmaz. Bu meyanda füme et, deniz balıklan, füme balık, sucuk, et, hülâsası, et ve balık konservesi tuzlu peynir, süt, tuzlu tereyağ, tuz ihtiva eden pastalar, maydanoz, ıspanak, muz, me-nedilmeli veya asgarî hadde düşürülmelidir.
Aşağıdaki cetvel gıda maddelerinin 100 gramında bulunan tuzun gram cinsinden ifadesidir.
Muz 0,20 Tuzlanmış margarin1,60
Tuzlanmış tereyağ1
Ispanak 0,21 Peynir2 - 4
Maydanoz 0,25 Sucuk2-10
Deniz balıkları 0,32 Et ve balık konservesi 3-10
Jambon5-9
Ekmek 0,4 Füme et6-9
Süt 0,16 Et hülâsası10-18

Görülüyor ki, bu rejimde yenmesine cevaz verilen şunlardır: Muz hariç, bütün meyveler, ıspanak ve maydanoz hariç seb*zeler, tuzsuz tereyağ ve margarin, tuzsuz hamurdan ekmek, krom, mondamin, şehriye, makarna, patates, yumurta sarısı, ne*batî yağlar, ceviz, tuzsuz hazırlanmış baharat.

Tuz lezzetini vermek üzere Glitamin asidinden yapılmış Hos-sal kullanılır. Strofinal, Kurtasal, speklor gibi maddeler de kul*lanılır.
Tuzsuz rejimin esasını şeker, tuzsuz ekmek, pirinç, şehriye, makarna ve meyve ile sebze teşkil eder. Mantar ve cevize cevaz vardır. Yemekleri pişirmek için nebatî yağlar, tuzsuz margarin tercih edilir. Ekmek üstüne bal, reçel, tuzsuz tereyağ sürülür. Irmak balıkları az tuz ihtiva ettiklerinden bir miktar yenebilir. Peynirlerden tuzlanmamış yağlı peynir tercih edilir. Süte cevaz

yoktur. Et suyu yerine sebze suyu yenir. Muhtelif sebze çeşitle*rinden karışık sebze suları ve çorbaları yapılır.
Tuzsuz değil, fakat tuzu kıt bir rejimde yarım litre süt içi*lebilir. Rejimin tatbikinden bir müddet sonra günde 5 gram ka*dar tuza müsaade edilir.
Tuzsuz rejime bir örnek olmak üzere şu listeyi verelim.
Sabah : Kahve, tuzsuz ekmek, tuzsuz tereyağ.
Kuşluk : Tuzsuz ekmek, tereyağ, tuzsuz peynir.
Öğle : Meyve veya domates çorbası, fasulye, patates kı*zartması, şehriye, komposto, meyve, vanilyah krem. (Cevaz var*sa bol miktarda ırmak balığı, veya koyun kokleti)
İkindi : Çay, tuzsuz ekmek, tuzsuz tereyağ, meyve.
Akşam : Ekmek ve tereyağ, patatesli sebze, meyve, kom*posto.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.