20′nizde kendinizi yaşlı mı hissediyorsunuz?

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Psikiyatrist Mehmet Z. Sungur, günümüzde kabul edilen ‘orta yaş’ın 50’lere dayanmasına karşın, henüz 30’larına ulaşmayan gençlerin arasında bile kendini ileri yaşta hissedenler olduğunu söylüyor. Son zamanlarda 20’li yaşlarında olmasına karşın kendisini ileri yaşta hissedenleri gördüğünü anlatan Prof. Dr. Sungur, “Sanırım bunun arkasında her şeyi çabuk tüketme ve pek çok şeyin erken yaşta sahibi olmak arzusu ve
beklentisi var” diyor. Kognitif ve Davranış Terapileri Derneği Başkanı Prof. Dr. Sungur, ‘orta yaş’ta psikolojimizin nasıl etkilediğini anlattı…

■Orta yaş ne zaman başlıyor, nasıl algılanıyor? - İnsan yaşamını çocukluk, gençlik ve yetişkinlik diye bölümlere ayıracak olursak orta yaş, bu dönemlerden orta yetişkinlik dönemine denk gelen bir dönem. Yaşamın uzadığı günümüzde orta yaş eskiye oranla daha da ilerilere kaymış durumda ve genellikle 40 ile 55 yaş arasında kabul edilebilir. Bu dönem, içinde bulunduğu yaş dönemi itibariyle kritik özellikler taşır. Çünkü bu dönemde, bundan önceki yaşam dönemlerinde kazanılan bilgi ve becerilerin ürüne dönüşmesi beklenir. ■Orta yaş psikolojisi diye bir şey var mı? Ne gibi değişikliklerle kendini gösterir? - Evet var. Bu dönem kişinin önceki yaşam dönemlerinde verdiği kararların, önüne koyduğu hedeflerin ne kadarının gerçekleştiğinin gözden geçirildiği bir dönem. ‘Kim için yaşadım’, ‘Ne için yaşadım’, ‘Yaşamda arzu ettiklerimle elde ettiklerim örtüşüyor mu’ gibi soruların yanıtlarının arandığı bir durum. Yaşamın daha önceki dönemleri çocuk yetiştirme, evi geçindirme, eşlerin birbirlerini kabulü gibi pek çok konuyla meşgul bir biçimde
hızla geçiyor. Farkındalık daha az. Diğer yandan orta yaş dönemi görünümün değiştiği, seçeneklerin ve fiziksel gücün azaldığı bir dönem. Özetle, roller değişiyor. Çocukların kendilerine duyduğu ihtiyaç azalıyor, annebaba kaybı başlıyor, hastalıkların risklerinde artış oluyor. Kadınlarda doğurganlık özelliği kayboluyor. ■Orta yaşla beraber kadın ve erkekte ne gibi değişiklikler gözleniyor? - Erkekler bu dönemde hayallerinden vazgeçiyor, kadınlarsa zaman zaman daha da hayalci olabiliyor. Erkekler iş hayatındaki konumlarını ve statülerini gözden geçirirken kadınlar evlilikleri ve yaşamlarındaki sorun alanlarını ve eksiklikleri daha iyi saptıyor. Bazıları okumadıysa okumaya çalışıyor, çalışmadıysa çalışmak isteyebiliyor. Her iki cinsiyet de gençliklerini tekrar kazanmaya çalışıyor ve bu amaçla çeşitli estetik operasyonlara kendilerini açabiliyorlar. ■Ne gibi durumlar görülüyor bu kişilerde? - Bu durumu yaşayan kişiler yalnızlık, yetersizlik, umutsuzluk, çaresizlik, sosyal ortamlardan kaçınma, nereye ait olduğunu, kim olduğunu, yaşamdaki yeri ve anlamını bilememe ile giden bir kriz yaşayabiliyorlar. Bu krize öfke nöbetleri, uyku, yeme bozuklukları ve ağlama eşlik edebiliyor. ■ Orta yaş krizi nasıl bir durum? - Bu dönemde en önemli tehlike, bireyin üretkenlik yerine verimsizlik ve yetersizlik duygusunu yaşamasıdır. Başka bir deyişle durağanlık. Orta yaş çökkünlüğü (depresyonu) dediğimiz şey işte bu yetersizlik, değersizlik düşüncelerinin sonucunda bireyin kendini ve ürettiklerini sevememesi ve yaşam trenini kaçırdığı duygusu ile ortaya çıkıyor. ■Orta yaş çökkünlüğünü neler tetikler? - İş kaybı, statü kaybı, sosyal izolasyon, hayat düzeninde ani ve beklenmedik değişiklikler, ebeveyn ya da eş kaybı gibi beklenmedik kayıplar olursa bu krizin tetiklenme şansı artıyor. Tabii ki beklentilerin abartılı olup olmaması, kültürel özellikler ve ekonomik durum da bu krizin çabuk aşılıp, aşılmamasında önemli . Örneğin zenginler daha uzun süre çalışmaktan memnunluk duyarken, ekonomik yönden sorunu olan emekliliği şans olarak görebiliyor… Üretkenliktenasla vazgeçmeyin ■ Ruh halimizi orta yaşa hazırlamanın yolları nelerdir? - Bu dönemde oluşabilecek değişiklikleri olumsuz değişiklikler gibi değil, yaşamın doğal sürecinin doğal bir parçası olarak görebilmek lazım. Üretkenlikten vazgeçmemek, sevebilmek, sevilen nesnelerle bağ kurabilmek, izole olmamak ve yaşamda beklenen hedefleri elde etmek için daha uzunca bir sürenin varolduğuna inanmak yani umutsuzluğa ve çaresizliğe kapılmamak önemli. Erkekler farklı partner deniyor ■Seks hayatı için bir dönemeç mi orta yaş? - Hormonların azalmasına bağlı cinsel ilgi ve istekte, uyarılmada eskiye oranla bir azalma olması beklenir. Kadınlarda menopozda azalan östrojen hormonu, kuruluk hissinin oluşumuna neden olabilir. Ancak kadının isteği ve uyarılması doğrudan bunlarla ilgili değildir. Erkekte uyarılmanın göstergesi ereksiyon, uyarılmanın miktarıyla birlikte artar. Kadında ise uyarılmanın göstergesi kabul edilen sıvı salgılanması, uyarılmanın miktarıyla paralellik
göstermez. Yani kadında sıvı salgılanması azalsa da uyarılma düzeyi fazla olabilir. Orta yaşla birlikte erkeklerin uyarılması, eskiye oranla zorlaşıyor, daha çok uyarıcıya gerek duyuluyor. Örneğin daha önce hiç dokunma gerekmeden oluşan ereksiyonu sağlayabilmek için bu dönemde penise doğrudan temas gerekebiliyor. Erkekler kaçmakta olduğunu düşündükleri treni yakalayabilmek için daha çok ve değişik partnerle seksi tercih ediyor. Kadınlar ise seksten ne istediklerini daha iyi anlamakta, daha özgür ve farkındalıklı yaşayabilmekte.

Her yaşta kalsiyum şart

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Büyürken, sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için kalsiyuma ihtiyacınız vardır. Kalsiyum sizi güçlü tutar ve spor, dans vaya okul aktivitelerinizi rahat ve iyi yapmanızı sağlar. Gençken kalsiyumu yeterli almanız yaşamınızın ileri dönemlerinde de sağlıklı kalmanızı ve iyi görünmenizi sağlar. 9 - 18 yaşları arasında kalsiyuma yüksek miktarda ihtiyaç duyulur. Ancak ülkemizde ve dünyada genç nüfus diyetlerinde yeterli kalsiyum almamaktadır.

Sadece kemikler ihtiyaç duymaz

Kalsiyum vücuttaki birçok kısmın ihtiyaç duyduğu bir mineraldir. Kalsiyumun asıl görevi güçlü kemik ve dişleri sağlamaktır. Vücudumuzdaki kalsiyumun yüzde 99’u kemik ve dişlerdedir. Çok küçük bir kısım ise kan gibi vücut sıvılarında bulunur. Ama az miktardaki kalsiyum bile vücutta önemli işlevlerde bulunur.

Güçlü kalp atımı,
Kan basıncının kontrolü,
Kasların hareketi,
Kanın pıhtılaşmasına yardım,
Sinirsel mesajların iletimi için kalsiyuma ihtiyaç vardır.

Doğru tercihlerde bulunursanız yiyeceklerle ihtiyacınız olan kalsiyumu sağlayabilirsiniz. Ancak yeterli kalsiyum almazsanız vücudunuz ihtiyaç duyduğu ve önemli fonksiyonların sağlanması için gerekli olan kalsiyumu kemiklerden sağlar ve bu kemiklerin zayıflamasına neden olur.

Kalsiyum her eve lazım

Kemikler iskeletin oluşumunda ve bu sayede kalp, karaciğer gibi temel organlarımızı korumada görevlidir. Kemikler cansız gibi görülmesine karşın canlıdırlar ve büyürler. Bu işlemlerin olması için ihtiyaç duyduğu yakıtı kalsiyumdan karşılar.

Kemik bankasını unutmayın

Kemikler kalsiyum için banka görevi yaparlar. Vücudunuz gençken ”kemik yoğunluğunu” artırmak için kalsiyumu ”kemik bankasında” biriktirir. Kemik yoğunluğu gerekli olan materyallerin ne kadar birlikte olduğu anlamındadır. Yüksek yoğunluklu kemikler güçlü kemiklerdir. Yaşlandıkça bankanın kalsiyum biriktirme kabiliyeti azalır. 30’lu yaşlara geldiğinizde kemikleriniz en yüksek kemik yoğunluğuna ulaşır. Bu yaşamınızın devamı için ne kadar kalsiyuma ihtiyacınız olduğu anlamındadır. Bundan sonra kemiklerinize ekstra kalsiyum depolama şansınız yoktur.

Neden kalsiyum biriktirmeli?

Kemiklerimizde iyi miktarda kalsiyum depolanması büyüme, kemiklerin yeniden yapılandırılması ve vücutta bir çok fonksiyonun sağlanması için gereklidir. Kemik kırıklarının daha az olması da yine kalsiyum miktarı ile ilişkilidir. Yani yaşlandığınız zaman gerekli olan şekilde kullanabilmeniz için kemik bankasında kalsiyum biriktirmeniz gereklidir. Yeterli kalsiyum biriktirmeyen kişiler yaşlandıklarında osteoporoz başta olmak üzere birçok hastalık riski ile karşılaşırlar.

Osteoporoz genellikle yaşlı insanlarda karşılaşılan kemiklerin kırılgan hale gelmesiyle sonuçlanan bir hastalıktır. Osteoporozu olan kişiler bir veya daha çok kırığı olmadan bu hastalığı anlamayabilirler. Bu durumda ise artık çok geç kalınmış olabilir.

Egzersiz de besinler kadar şart

Kalsiyumun tek başına çalışması mümkün değildir. Kalsiyum içeren bir şeyler yiyip içtiğinizde vücudunuz bağırsaklardan kalsiyumu emer. Bunun olabilmesi için az miktarda D vitaminine ihtiyaç duyar. D vitamini kaynakları güneş ışığı başta olmak üzere D vitamini ile zenginleştirilmiş besinlerdir.

Egzersiz yapılması da en az beslenme kadar önemlidir. Araştırmalar egzersiz yapmanın güçlü kemiklerin oluşumunda yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır. Egzersizle birlikte dengeli bir diyetin uygulanması kemikleri koruyan hormonların vücut tarafından yapılmasına yardımcı olması başta olmak üzere bir çok önemli olayda gereklidir.

Kalsiyum zengini besinler

Az yağlı veya yağsız süt, yoğurt, peynir, kılçıkları ile yenilebilen hamsi ve sardalya gibi balıklar, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, kuru incir, kuru kayısı, fındık başta olmak üzere kuru meyveler ve yağlı tohumlar, brokoli kalsiyumun en iyi kaynaklarıdır.

Hipotiroit zeka geriliğine neden olabilir

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Eksikliği ise ciddi sorunlara yol açıyor. Tüm yenidoğan bebeklere, doğumu izleyen üç ile beşinci günlerde, hipotiroid taraması yapılması gerekiyor.

Tiroid bezi, boynumuzun ön - alt kısmında yer alan ve salgıladığı tiroid hormonları ile metabolizmamızın işleyişini ayarlayan bir hormon kaynağı. Tiroid bezinden salgılanan tiroid hormonlarının az salgılandığı duruma ”hipotiroidi” adı veriliyor. Hipotiroidi, hayatın her yaşında rastlanılabilir bir hastalık. Halsizlik, yorgunluk, uykuya meyil, üşüme, büyüme geriliği gibi belirtilerle seyrediyor.

Acıbadem Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi, Büyüme ve Ergenlik Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, doğumsal hipotiroidinin doğuştan itibaren tiroid bezinin az çalışması nedeniyile tiroid hormonlarının az salgılanması olduğunu söylüyor. ”En önemli özelliği tedavi edilmediği takdirde kalıcı beyin hasarına yol açmasıdır” diyen Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, şu bilgileri veriyor:”Beyin gelişiminin yüzde 95’i ilk üç yaşta tamamlanır. Beyin gelişimini sağlayan en önemli madde ise tiroid hormonudur. Bu nedenle tiroid hormonu eksik olan bebeklerde değişik oranlarda zeka ve gelişim geriliği gözlenir.”

Zekâ gelişimini olumsuz etkiliyor

Doğumsal hipotiroidi hastalarının yaklaşık yüzde 70’i doğumda herhangi bir belirti vermiyor. Bebekler son derece normal görünüyor. Sık rastlanılan belirtiler ise şöyle:

- Pelte gibi az hareketli bebek
- Dil büyüklüğü
- Ses kalınlığı
- Uzamış yeni doğan sarılığı
- Göbek fıtığı
- Emme güçlüğü

Zamanla tanı konamayan ve tedavi edilmeyen bebeklerde akranlarından geri kalma gözlenir. Bu bebekler boynunu tutma, anneyi tanıma, oturma, emekleme gibi faaliyetlerde akranlarından geri kalırlar. Beslenme güçlükleri ve ses kalınlıkları vardır en önemlisi de zeka gelişimlerinde gerilik gözlenir.

Doğar doğmaz test yapılmalı

Doğumsal hipotiroidili bebeklerin erken teşhis ve tedavi edilmeleri gerekiyor. Bütün gelişmiş dünya ülkelerinde doğumdan sonra topuktan alınan bir damla kanla tiroid fonksiyonları inceleniyor. Bunun rutin bir sağlık hizmeti olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Büyükgebiz, şöyle devam ediyor:”Ülkemizde bazı üniversite hastaneleri ve bazı özel hastanelerde verilen bu hizmet dışında, ne yazık ki her doğan bebeğin doğumsal hipotiroidi inceleme şansı yoktu. Uzun süren çalışmalar sonucunda Sağlık Bakanlığı, yeni doğan fenilketonüri taramasına ilaveten bütün illerde doğumsal hipotiroidi hastalığı taramasını da zorunlu hale getirdi. Her yıl 1 milyon 400 bin doğum olduğu düşünülürse ve doğumsal hipotiroidinin 3200 doğumda bir saptandığı varsayılırsa, yılda ortalama 440 bebeğin doğumsal hipotiroidi riski olduğu gerçeği ortaya çıkar. Tanı konmaz ve tedavi edilmezlerse 440 bebek de zeka geriliği potansiyeli taşıyor demektir.

Bu nedenle ailelerin her yeni doğan bebekte doğumsal hipotiroidi için topuktan kan alınıp alınmadığını sorgulaması ve bu konunun takipçisi olmasında son derece fayda var. Erken tanı konup tedavi edilen hastalar, tamamen normal olarak hayatlarını sürdürebildikleri için anne ve babaların bu konuda hassas olması gerekiyor.”

Kan uyuşmazlığı ölü doğuma neden olabilir

Annenin kan grubunun RH negatif, babanınkinin ise pozitif olduğu durumlarda ortaya çıkan kan uyuşmazlığının, gebeliğin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için yakından izlenmesi gerekiyor. Kan uyuşmazlığı yüksek riskli gebelik olarak değerlendiriliyor. Yenidoğan sarılığına ve ölü doğuma neden olabildiğinden bu konuda uzman klinikler tarafından takip edilmesi gerekiyor.
Ülkemizde kadınların yüzde 67.5’i kontrolden geçmiyor. Hamilelik dönemindeki rutin kontroller, oluşabilecek bir riskin önceden saptanması açısından büyük önem taşıyor.

Acıbadem Sağlık Grubu’nda hizmet veren risk taşıyan gebelere yönelik özel bir bakım programı olan ”Yüksek Riskli Gebelik Ünitesi” problemli gebeliklerin takibini üstleniyor. Ünitede, tekrarlayan düşük ve genetik hastalık öyküsü olan gebeler, ilaç kullanan ya da röntgen ışını alan, diyabet, tiroit, kalp hastalığı, hipertansiyon gibi sağlık sorunları olan gebeler takip ediliyor. Ele alınan en önemli konulardan birini de kan uyuşmazlığı oluşturuyor.

Hareketsiz yaşam beyin için zararlı

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

İngiltere’de yapılan bir araştırma, hareketsiz bir yaşam tarzı benimseyen insanların depresyon, bunama ve Alzheimer gibi zihinsel ve psikolojik hastalıklara daha eğilimli olduğunu ortaya koydu. İngiltere’deki Bristol Üniversitesi’nde görevli uzmanların yürüttüğü araştırmada, fiziksel hareket ile zihinsel ve psikolojik rahatsızlıklar arasındaki ilişkiyi inceleyen 17 farklı araştırmanın bulguları değerlendirildi. Araştırma sonucunda, fiziksel aktivitenin Alzheimer riskini yüzde 33, depresyon riskini de yüzde 50 azalttığı belirlendi.

Nedeni bilinmiyor

Bilim adamları, aktif bir yaşamın zihinsel ve psikolojik sağlık üzerinde bu olumlu etkisinin nedeninin tam olarak bilinmediğini söyledi. Ancak uzmanlar, hareket eden kişilerin beyninde bazı kimyasalların salgılandığını ve hareketin damarlar üzerinde de olumlu bir etkisi olduğunu vurguladı. Genel nüfus içinde kadınların yüzde 40’ının, erkeklerin yüzde 30’unun yeteri kadar aktif bir hayat yaşamadığına dikkat çeken uzmanlar, “Hareket etmek genel ruh halimizi, stresle başa çıkmamızı, kendimize güvenimizi ve hatta daha iyi bir uyku uyumamızı bile etkileyebilir” ifadesini kullandı

Greyfurt suyu öldürebilir!

Bolu İl Sağlık Müdürlüğü diyetisyeni Naciye İla Deniz, greyfurt suyunun alınan ilaçların yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Bir bardak greyfurt suyu, ilaçların yan etkilerinin ortaya çıkmasına yetebiliyor.

İlaçları greyfurt suyuyla birlikte almak veya greyfurt suyu içtikten 12 saat sonra bile ilaç almak, yan etkilerin ortaya çıkmasına yetmektedir. İlaç kullananlar greyfurt suyu içmemeli. Tansiyon ilaçları, kolesterol düşürücü ilaçlar, greyfurt suyuyla alınması halinde anormal derecede yüksek seviyelere çıkabiliyor. Antihistaminik ilaçların greyfurt suyuyla birlikte alınması kalbe zarar verebiliyor. Eklem enfeksiyonu, sedef hastalığı, AIDS, epilepsi tedavisi görenler ve organ nakli yapılmış olanlar greyfurt yememeli, suyunu içmemeli

Bitkisel ilaçların hiçbir etkisi yokmuş!

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, İngiltere hükümetinin en kıdemli bilim danışmanı Profesör David King, son zamanlarda popülerlik kazanan ve yaygın olarak kullanılmaya başlanan bitkisel ilaçların bilimsel olarak kanıtlanmış hiçbir yararlı etkisinin olmadığını belirtti.

King, hiçbir kanıt olmamasına rağmen ilaçların üzerinde belirli hastalıkları tedavi ettiğine dair ibareler bulunmasının sakıncalarına değinerek, Sağlık Bakanlığı’ndan bu uygulamayı yasaklamasını istedi. Bitkisel ilaçların, ancak hastanın kendisini iyi hissetmesini sağlayacak “placebo etkisi” yaratabileceğini vurgulayan King, “İnsanlar bazen hastalıklarını iyileştireceği bilimsel deneylerle kanıtlanmış ve doktorları tarafından tavsiye edilen ilaçları kullanmayarak, bitkisel ilaçları tercih ediyorlar. Bu, insanların hayatlarını tehlikeye atıyor” dedi.

‘Erken tanı hayat kurtarır’ projesi

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Çukurova Rotary Kulübü Başkanı Dr. Bülent Büyükiz, meme kanserinin Türkiye için önemli bir halk sağılığı sorunu olduğunu söyledi.
Meme kanserinin kadınlarda en sık rastlanan kanser tipi olduğunu vurgulayan Büyükiz, amaçlarının erken teşhisi sağlayacak yöntemler konusunda halkın bilinçlenmesini sağlamak olduğunu belirtti.

Sigara içmeyen, bebeğini emziren, aşırı kilosu olmayan kadınlarda hastalığın ilerleme hızının çok düşük olduğunu bildiren Büyükiz, düzenledikleri etkinliklerle vatandaşları bilgilendirip, erken tanının önemini anlattıklarını kaydetti.

Büyükiz, Adana’da 20 okulda 4 bin kişiye eğitim vermeyi amaçladıklarını; bu kapsamda İl Sağlık Müdürlüğünün de Erken Teşhis ve Tarama Merkezi’nde ücretsiz mamografi ve ultrasonografi tetkiki yaptığını söyledi.

KENDİ KENİDİNE MEME MUAYENESİNİN PÜF NOKTALARI
Meme kanserinin erken tanısında önemli bir adım olan kendi kendini muayenede kadının vücudunu iyi tanıması gerekiyor. Önce ayna karşısında gözlem yapılmalı, deride çekinti, renk değişikliği, kabuklanma olup olmadığına bakılmalı. Kollar yukarı kaldırılarak da farklılıklar bir daha değerlendirilmeli.

Kendi kendine muayenede, sağ meme için sol el, sol meme için sağ el kullanılır. Meme ucundan hayali olarak geçen dikey ve yatay iki çizgi yardımı ile meme 4 bölüme ayrılır. Her bölüm dikkatlice parmak uçları yardımı ile meme dokusu göğüs duvarı arasında sıkıştırılarak yapılan muayenede (banyo yaparken, göğüs duvarı sabunlu iken bu muayene daha kolay yapılabilir) ele gelen kitle aranır. Her ay yapılan bu muayeneler yardımı ile göğüs yapısını bilen kişi eline farklı bir yapı geldiğinde kolaylıkla bu ayırımı yapabilir. Çok uzun aralıklarla yapılan bu kontrollerde normal yapı hatırlanamayacağından ayırım yapmak zorlaşır.

MUAYENEDE FARK EDİLEBİLECEK DEĞİŞİKLİKLER
Aşağıda değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır:
* Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle,
* Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği,
* Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması,
* Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması,
* Memenin şeklinde değişiklik,
* Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik,
* Meme başında ortaya çıkan akıntı.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.