Kışın da selülit tedavisi olabilirsiniz

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Madonna’nın da bacaklarındaki portakal kabuğu görüntüsünden kurtulduğu akustik dalga terapisi, dokulara zarar vermeden yağ dokularını çözüyor.
Daha önce böbrek taşı kırmada kullanılan yöntem, şok dalgalarıyla kadınları selülitlerden kurtarıyor. Medikal estetik uzmanı Dr. Mustafa Karataş, akustik dalga terapisiyle yağın doğrudan parçalandığını belirtiyor.

Ancak etkili bir sonuç bazı unsurlara dikkat etmek gerekiyor. Bunlar arasında en önemlisi günde en az 3 litre su tüketimi ve yaklaşık 35 dakika hareket. Karataş, “Parçalanan yağların atılması için su ve hareket şart. Parçalanan ve lenf dolaşımına katılan yağı yukarı almak için kas pompasının çalışması gerekiyor. Atılımını sağlamak için de yüksek su tüketimi. Üç-dört hafta içinde yüzde 80’lere varan düzelmeler meydana geliyor.”

HORMONAL DENGESİZLİK ÖNEMLİ
Karataş, akustik dalga terapisinin diğer zayıflama yöntemlerinden farklı olduğuna dikkat çekiyor: “Diyet yaparsınız, hareket edersiniz ve zayıflarsınız ama selüliti kalır. Selülit, belirli bölgelerde dolaşımı ve yağ dokusu bozulmuş bir hastalık. En büyük nedeni de hormonal dengesizlikler olarak biliniyor. Ayrıca alkol, doğum kontrol ilaçları, hamilelik ve yüksek kalorili gıdalar da selülitin oluşumunu destekliyor.”

KİLO 2 YIL SABİT KALIRSA SELÜLİT OLMAZ
Uygulama zayıflama hastalarında diyetle destekleniyor. Ancak selülit sorununda böyle bir zorunluluk yok. Mustafa Karataş, akustik dalga terapisi sonrasında kişinin iki yıl boyunca selülit sorununu ortadan kaldırdığını anlatıyor; “Tabii ki organizmada hormon üretimi, östrojen devam ediyor. Vücut indeksi inip çıkabiliyor çünkü yağ dokusu stabil değildir. Çünkü vücut yıkmaya değil yapmaya eğilimlidir. Yağ doku ise oluşturmaya daha fazla eğilimlidir. Ama kişi kilosunu sabit tuttuğu sürece iki yıl selüliti sorun olarak algılamaz. Ancak bu süreçte cilt yaşlanması dolayısıyla su tutulması başlıyor, dolayısıyla yağ doku birikiyor ve yine selülit oluşumu görülüyor.”

NASIL UYGULANIYOR?
* Akultik dalga terapisinin bir seansı 30-35 dakika sürüyor. Toplamda ise 8 seans öneriliyor.
* Uygulamanın dikkat çekici özelliği, kısa sürede kişinin sonuçları görmesi. İşlem sırasında şok dalgaları atılırken kişi bazı noktalarda derinde hafif bir ağrı hissediyor.
* Haftada iki kez yapılan uygulama sonunda bir ay içinde sonuç alınıyor. Uygulama öncesinde kişinin ultrasonik yağ ölçümü yapılıyor. Dileyen sonrasında da çektirebiliyor.
* Akustik dalga terapisi karın, bel, kalça, bacak, kol bölgesinin bir bölümüne uygulanabiliyor.

Tüp bebekte umutsuzluğa kapılmayın

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek uygulamalarında çift tekrar tedaviye alınırken detaylı olarak incelenir ve hangi nedenlerle gebe kalamadığı araştırılır. “Tüp bebek yöntemi ile bir kez gebe kalamamış olan çiftlerde çok endişelenmiyoruz. Ancak iki kez veya daha çok tüp bebek uygulamasında iyi embriyolar verilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çok çeşitli testler yapıyoruz” diyen Memorial Hastanesi Tüp Bebek (IVF), Androloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman, tüp bebek uygulamaları hakkında merak edilenlen noktalara açıklık getirdi.
ÖNCE BAŞARISIZLIĞIN NEDENİ TESPİT EDİLMELİ
Daha önce başarısız tüp bebek tedavisi geçirmiş çiftlerde, başarı şansını arttırmak için öncelikle kadına ait nedenleri araştırıyoruz. Kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde miyom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyebilen anormallikler var mı? Bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaçla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu basit ve hasta için ağrısız bir yöntem. Rahim filmi (HSG) de bu tür bozuklukları görmek için başvurulan bir yöntemdir.

Ancak HSG yönteminin ağrılı olması ve enfeksiyon gibi riskleri nedeniyle Histeroskopik inceleme günümüzde daha çok tercih edilmektedir. Histeroskopi rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemi ile detaylı olarak inceleme şansı veren kolay bir yöntemdir. Aynı zamanda rahim içindeki bozuklukları düzeltme kolaylığı getirmektedir. Histeroskopi tüp bebekte başarısız olmuş vakalarda çok sık kullandığımız bir yöntemdir. Ancak tecrübeli cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

TÜPLERDEKİ SIVI ŞANSI AZALTIR
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer neden de kadının tüplerinde tıkanmaya bağlı olarak sıvı birikmesidir. Ultrasonografi ile tanımlanabilen ve hidrosalpenks adı verilen bu durumda rahim filmi çekilerek veya laparoskopi yapılarak hidrosalpenksin boyutlarını daha net olarak ortaya koymak ve tedavi etmek mümkündür. Tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engellemekte veya gebelik oluştuğunda erken düşüklere yol açmaktadır. Bu durumda tüplerin laparoskopi ile çıkarılması veya rahimle birleştiği noktadan bağlanması başarı şansını belirgin olarak arttırmaktadır. Tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden birisidir.

Ayrıca hormonal bozukluklar da embriyo gelişimini ve rahimde tutunması engeller. Tiroid bezi hastalıkları, beyinde hipofizden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı önemlidir. Kanda bakılan hormon seviyeleri ile bu bozukluklar tanımlanabilir. Polikistik over hastalığı ve yol açabildiği insülin hormonu artışı gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi düşüklere de yol açabilmektedir. Bu amaçla insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı arttırılabilir.

EMBRİYOLAR KÜLTÜR ORTAMINDA GELİŞTİRİLİYOR
Biz başarısız tüp bebek uygulamaları olan çiftlerde yukarıdaki tüm araştırmalar normal bulunduğunda rahim içinden doku örneği alıyor ve bu örneği laboratuar ortamında kültüre edip çoğaltarak embriyoları bu kültür ortamında geliştiriyoruz. Endometrial ko-kültür olarak adlandırılan bu teknik ile adetin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturuluyor ve embriyolar bu doku içinde büyütülüyor. Embriyo gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, proteinler ve besleyici maddeler yönünden zengin olan rahim içi doku kültürü bu sayede embriyo gelişimini destekliyor, ayrıca ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları uzaklaştırıyor. Bu teknik daha önce başarısız sonuçlanmış tüp bebek vakalarında yapay kültür ortamlarına bir alternatif olarak kullanılmaktadır.

KROMOZOM BOZUKLUĞU EMBRİYOYU ENGELLER
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer sebep kromozom bozukluklarıdır. Sağlıklı görünen birçok embriyo kromozom bozukluğu nedeniyle rahim içinde tutunamamaktadır. Embriyolarda genetik tanı işlemini yaparak, hem en sağlıklı, hem de tutunma kabiliyeti en yüksek olan embriyoların seçilmesi sağlanmaktadır. Böyle bir seçim ile gebelik şansı arttırılıp, düşük riski azaltılmakta ve aynı zamanda çoğul gebelikler engellenmektedir. Tüp bebekteki nihai amaç tek, sağlıklı ve canlı doğumla sonlanacak bir gebelik elde etmektir. Preimplantasyon genetik tanı bu amaçla tekrarlayan başarısız tüp bebek vakalarında kullanılmaktadır.

Bu vitaminleri doktorsuz almayın

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Sağlık alanında en çok tartışılan haberler vitaminler üzerine. “Kullanmalı mı, kullanmamalı mı?” sorusu hep gündemde. Son araştırmalara göre vitaminler, özellikle 10 tanesi, doktora danışmadan kullanıldığı takdirde çok ciddi problemlere yol açıyor.

İnternete girip “vitamin” diye yazdığınızda karşınıza milyonlarca sayfa çıkıyor: Hatta “vitamin” kelimesi ünlü aktör “Brad Pitt’ten 6 kat daha fazla sonuç veriyor. Vitaminle ilgili içeriğe baktığınızda ise “beyin fonksiyonlarını geliştirir”, “seks gücünü artırır”, “kanserden korumaya yardımcı olur” gibi ibarelerle karşılaşıyorsunuz. Bu yüzden sadece Amerika’da insanlar daha uzun yaşamak, yaşlanmayı yavaşlatmak ve ölümcül hastalıklardan korunabilmek umuduyla yılda 7.5 milyar doları vitaminlere yatırıyor!

Ancak yapılan son araştırmalar bu iddiaları çürütmekle kalmıyor aynı zamanda bazı vitaminlerin, denetimsiz ve fazla dozajda alındığında zararlı olabileceğini iddia ediyor. Örneğin Amerikan Tıp Birliği yayın organının raporuna göre antioksidan vitaminleri yanlış dozlarda kullanmak ölüm riskini yüzde 16 artırabiliyor. Washington Üniversitesi araştırmacılarının geçen mayıs ayında sonuçlandırdığı bir araştırmanın verilerine göre ise, 10 yıldan uzun bir süre boyunca yüksek dozda E vitamini kullanmak, sigara içenlerde akciğer kanseri olma riskini artırıyor.

Yine Amerikan Ulusal Kanser Araştırma Enstitüsü’nün araştırmacılarına göre günde birden fazla multivitamin kullanan erkeklerin, kullanmayanlara göre prostat kanserine yakalanma riski daha fazla. Şimdi bu iddialara derinlemesine göz atalım.

ANTİOKSİDANLAR MASUM MU?

Kısa bir süre önce, antioksidan konusunda yapılan bir araştırma pek çok insanı şaşırttı ve büyük bir tartışmaya yol açtı. A vitamini, beta karoten (A vitamininin bir başka biçimi) E ve C vitamini uzun yıllar hastalıklarla savaşmada kullanıldı. Çünkü bu vitaminlerin hücrelere zarar veren ve yaşlanmayı hızlandıran serbest radikallere karşı koruyucu etkisi olduğu düşünülüyordu. Fakat Amerika’da 181 bin yetişkinle yapılan araştırma gösterdi ki A vitamini, beta karoten ve E vitaminini birlikte veya tek başına kullanmak insanın ölüm riskini yüzde 16 artırıyor!

Bu son veriler manşetlerde yerini aldı ama açıkçası herkesi inandıramadı.ABD’nin önde gelen sağlık uzmanları iddiaların sahiplerini ağır bir dille eleştirdiler. Antioksidan Araştırma Laboratuarı ve Amerikan Beslenme Araştırma Merkezi”nin Başkanı Jeffrey Blumberg sonuçların saptırıldığını söyledi.

Ancak Amerikan Kızıl Haçı’ndan Bernadine Healy araştırmayı “aptalca” ve “alarm verici” olarak nitelendirdi. Danimarka”daki Kopenhag Üniversitesi uzmanlarından Christian Gluud “Eğer özel bir tedavi için doktorunuz önermiyorsa neden vitaminlere para yatırasınız ki?” derken gerekli vitaminleri bizzat meyve ve sebzelerin kendisinden almamız gerektiğini vurguluyordu.

MULTİVİTAMİN PROBLEMİ

Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’nün prostat kanseriyle ilgili bulguları ortalığı iyice karıştırdı. Zira bu kez suçlu olan multivitaminlerdi! Araştırmacılar, günde bir kereden fazla multivitamin kullanan erkeklerin prostat kanserine yakalanma risklerinin kullanmayanlara oranla yüzde 32 arttığını tespit etti! Risk ailesinde kanser vakası görülen ve multivitaminle birlikte selenyum ve beta karoten alanlarda en üst seviyeye çıkıyor. Ancak bütün bu tabloya rağmen evinizdeki multivitamin kutularını tamamen atmamanızı öneriyoruz. Çünkü pek çok uzman günde tek bir multivitamin almanın (özellikle sebze, meyve veya bakliyat yemeyenler için) akıllıca bir seçim olduğunu söylüyor.

C VİTAMİNİ VE SOĞUKLAR

Son araştırmaların bir diğer sonucu da özellikle kışın başvurduğumuz C vitamininin, zararı olmasa da bir işe yaramıyor olması. “C vitaminin soğuk algınlığına iyi geldiği” iddiasından yola çıkalım. 30 araştırmanın sonucuna dayanarak hazırlanan bir raporda ilginç bir sonuçtan bahsediliyor. 11 bin kişiye günde 200 mg vitamin C verilmiş. Ve sonuç olarak bu insanlar grip geçirdiklerinde hastalığın süresinde veya şiddetinde diğer insanlardan bir farkı olmamış. C vitamini maraton koşucuları veya kayakçılar gibi yoğun stres altında yaşayan sporcularda etkili olabiliyor. Ancak bu araştırmalara göre uzmanların önerisi geri kalanların C vitamini kullanmamaları yönünde.

DOZAJ TEHLİKESİ

Pek çok insan vitaminlerin reçetesiz ve eczane dışındaki yerlerde de satılabildikleri için tehlikesiz ve doğal olduğunu düşünüyor. Ancak bu konuda yanılıyor. Örneğin E vitaminini yüksek dozda kullanmak, (eğer kanı sulandırıcı bir şey de kullanıyorsanız) kanama riskini arttırıyor.ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Johns Hopkins araştırmacıları günde 400 üniteden fazla E vitamini almanın yüksek ölüm riski taşıdığını ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini savunuyor. (Bu konudaki bir teori de yüksek dozun insanın doğal bağışıklık sistemini zedelediği yönünde.) Niyasin adlı minerali, çok yüksek dozda almak karaciğere zarar verebiliyor ve zaman içinde başka problemlere de yol açabiliyor. Çok fazla A vitamini almak da karaciğer ve akciğer kanseri riskini arttırabiliyor. A vitamininin fazlası bebeklerde doğumsal sorunlara ve kemik yoğunluğunun azalmasına neden olabiliyor.

Tüketicilerin gözden kaçırdıkları bir nokta da işlenmiş yiyecekler ve “diyet” yiyeceklerin (ister enerji bar olsun ister kraker) ekstra vitamin ve minerallerle zenginleştirilmiş olması. Hatta şişelenmiş bazı sular, meyve suları ve soda bile “daha sağlıklı olmaları” gerekçesiyle vitamin takviyesi içerebiliyorlar. Bu ürünlerden sık ve yüksek miktarda tüketmek zaten doz aşımı anlamına geliyor. Gerçi uzmanlar “nadiren görülebilir” diyor ama bu “doz aşımının” ölüme kadar götürebilecek kötü yan etkilerinin olabileceğini söylüyorlar.ABD’de Cleveland Clinic’in Wellness Bölüm Başkanı ve aynı zamanda ünlü kalp uzmanı Dr Mehmet Öz’le birlikte “Siz” adlı sağlık kitabı serisinin yazarı Michael Roizen, gereğinden fazla vitamin yüklemesinin problem yaratacağını söylüyor. Özellikle çok fazla A vitamini almak osteoporoza, nörolojik problemlere, baş ağrısına neden olabiliyor. Vitamin ve mineraller bazen bazı ilaçların içinde sanıldığından daha az bulunabiliyor ve bu da gözden kaçabiliyor. Örneğin yine ABD’de yapılan bir araştırmada B Kompleksi takviyeleri analiz edilmiş. Ve bu ürünlerin yarısından fazlasının iddia edilen miktarda folik asit içermediği tespit edilmiş. Amerikan İlaç Dairesi uzmanları önümüzdeki yıllarda bunun önüne geçileceğini söylüyor.

HİÇ Mİ YARARLARI YOK?

Vitaminlerle ilgili iyi haberlerimiz de var. Araştırmalar, D vitamininin kemik sağlığı açısından çok önemli olduğunu ortaya koyuyor.ABD Ulusal Osteoporoz Derneği 50 yaşın altındaki yetişkinlerin günlük 1000 mg kalsiyum ve 400-800 ünite arasında D3 Vitamini almaları gerektiğini söylüyor. 50 ve üstü yaştakilerinse günlük 1200 mg kalsiyum ve 800-1000 ünite D3 almaları gerekiyor. D vitamininin başka faydaları da bulunuyor. Yapılan son araştırmalar D vitamini ile kanser ve diğer hastalıklar arasında da bağların olduğunu gösteriyor. Yani D vitamini almanın az da olsa önleyici etkisi var. Post menopoz dönemindeki bir kadının da kemik erimesi riskine karşı daha çok kalsiyum ve D vitamini alması gerekiyor.

HAP YERİNE SEBZE MEYVE!

Vitaminle ilgili son araştırmaların dikkat çektiği tek bir ortak nokta var: O da vitamin ve mineralleri haplardan almak yerine onları ihtiva eden besinlerden almanın en yararlısı olduğu. Uzmanlar en azından bu konuda hem fikir! Onlar bunu “doğanın dengesi” olarak açıklıyor. Çünkü bazı besinleri veya onlardan gelecek yararları laboratuar ortamında üretmenin imkânı yok! Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre C, E vitamini ve beta karoteni besin yoluyla aldığınızda kalbiniz korunuyor. Buna göre de haplar, ancak yetersiz beslenme durumunda destekçiniz oluyor.

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü’nün son araştırması; günde bir kereden fazla multivitamin kullanan erkeklerin prostat kanserine yakalanma risklerinin, kullanmayanlara oranla yüzde 32 arttığını gösteriyor.

Dikkatli almanız gereken 10 vitamin

Hepimizin daha sağlıklı olmak ve uzun yaşamak için vitamin ve minerallere ihtiyacı
var. Ancak bu ihtiyacı yüksek dozda kapsüllerle gidermek çare değil. Beslenmemiz ve kullandığımız vitaminler arasında bir denge gözetmeliyiz. Aşağıdaki tabloya bakarak vitamin ve minerallerle ilgili detaylı bilgi edinebilirsiniz. Vitamin kürüne başlamadan önce (özellikle sürekli aldığınız bir ilaç varsa) bir doktora başvurmanızı öneriyoruz.

A VİTAMİNİ

Fazla miktarlarda kullanıldığında toksik etkisi olabiliyor. A vitamini baş ağrısına yol açabiliyor. Aynı zamanda karaciğer, kemik ve merkezi sinir sistemi bozukluklarına da neden olabiliyor.

ÖNERİLEN DOZ: Erkekler günde 900 mcg, kadınlar 700 mcg. Orta büyüklükte bir havuç 600 mcg A vitamini içeriyor. Koyu lifli gıdalar, meyveler ve tatlı patates de bol miktarda A vitamini ihtiva ediyor.

BETA KAROTEN
Vücut bunu A vitaminine çeviriyor. Beta karoten alan ve aynı zamanda sigara kullananların (düzenli kullanımda) akciğer kanserine yakalanma riski artıyor. Bir başka yeni araştırmanın sonucuna göre de kanında yüksek seviyede beta karoten bulunan erkeklerin olmayanlara oranla prostat kanserine yakalanma riski 3 kat artıyor.
ÖNERİLEN DOZ: Beta karoten takviyesi almanız gerekmiyor. Beta karoteni koyu renkli sebzeler ve narenciyelerden alabilirsiniz.


C VİTAMİNİ
C vitamininin bizi soğuk algınlığı, kalp rahatsızlıkları, katarakt veya kanserden koruduğuna dair kanıtlanmış bir çalışma yok.
ÖNERİLEN DOZ: Erkekler günde 90 mg, kadınlar 75 mg alabilir. Sigara içenlerin 35 mg ekstra C vitaminine ihtiyacı var. Bir su bardağı portakal suyu hemen hemen günlük tüm C vitamini ihtiyacınızı karşılıyor.

E VİTAMİNİ
Yüksek dozu kanın incelmesine neden olabiliyor. Bunu tansiyonun kontrol dışı yükselmesi izleyebiliyor. Kalbi koruduğuna ve kanseri önlemeye yardımcı olduğuna dair henüz bir kanıt yok.
ÖNERİLEN DOZ: Günlük 15 mg. Bir avuç kavrulmuş badem günlük ihtiyacınız olan miktarın yaklaşık yarısını ihtiva ediyor.

SELENYUM
Selenyum son zamanlarda bazı besinlere takviye olarak eklenebiliyor. Ancak fazla kullanım bu mineral için de riskli. Yeni araştırmaların sonuçları gösteriyor ki kapsül olarak yüksek dozda selenyum almak tip 2 diyabet riskini arttırıyor.
ÖNERİLEN DOZ: Günlük 55 mcg öneriliyor. Bunu ton balıklı bir adet sandviçle veya bir avuç fındıktan almanız mümkün.

FOLİK ASİT
Hamilelerin, mutlaka kullanması gereken bir mineral. Ancak geri kalanlarımız için kalp hastalıkları, kanser ve depresyon gibi hastalıklardaki etkisi kanıtlanmamış.
ÖNERİLEN DOZ: Günlük 400 mcg. Koyu, lifli sebzelerden ve tam buğday unlu ekmeklerden de folik asit alınabiliyor.

NİYASİN
Bu bir tür B vitamini ve yüksek kolesterolle mücadelede kullanılabiliyor ancak, doktor kontrolü altında olmak şartıyla.
ÖNERİLEN DOZ: Erkekler için günlük 16 mg, kadınlar için 14 mg öneriliyor. Bir multivitaminin içinde genellikle 20 mg niyasin bulunuyor. Et, balık, yumurta ve fındık da niyasin barındırıyor.

LİKOPEN
Amerikan İlaç Dairesi’nin (FDA) yaptığı iki yeni araştırma likopenin ister kapsül olarak alınsın ister domates gibi kırmızı sebzelerden doğal yolla alınsın, kanserle savaşmada büyük etkisi olmadığını gösteriyor.
ÖNERİLEN DOZ: Ekstra almaya gerek yok. Ancak domates yiyebilirsiniz. Çünkü içinde başka yararlı besin maddeleri de barındırıyor.

DEMİR
Sadece hamileler, şiddetli regl sancısı çekenler ve anemisi (demir eksikliği) olanlar demir takviyesi almalı. Demir başka ilaçlar, takviyeler ve besinlerle reaksiyona girebildiğinden ülser gibi sorunlara yol açabiliyor.
ÖNERİLEN DOZ: 50 yaşın üstü kadın ve erkekler için günde 8 mg, 19-50 yaş kadınlar için 18 mg yeterli. Kırmızı et, kuru fasulye, barbunya ve lifli gıdalar demir kaynağı.

ÇİNKO
Yüksek doz kullanımı tıpkı demirde olduğu gibi reaksiyona girerek bağışıklık sistemini bozabiliyor ve HDL (iyi) kolesterol seviyesini düşürebiliyor. Çinko takviyeleri antibiyotikler ve tansiyon ilaçlarıyla etkileşime girebiliyor!
ÖNERİLEN DOZ: Erkekler için günde 11 mg, kadınlar içinse 8 mg öneriliyor. Ette çinko seviyesi yeterince yüksek. Bu yüzden çinko ihtiyacını etten karşılamanız yeterli.

Kansere karşı 3 kara

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Prof.Dr. Topuz, kanserden korunmak için ’üç kara’ formülü önerdi: Kuru kara üzüm, kuru kara kayısı ve kuru kara erik.

On yıldır kanser tedavisinde alternatif ve tamamlayıcı yöntemler üzerine çalışmalar yapan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çapa Onkoloji Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, çağın hastalığı kanserden korunma yollarından biri olarak ’üç kara’formülü önerdi: Kuru kara üzüm, kuru kara kayısı ve kuru kara erik. Topuz yeşillerin öncelikli olduğunu vurgulayarak; üç kara olarak tanımlanan üzüm, kayısı ve eriğin da önemli etkiye sahip olduğunu belirtti.

TAZE YEŞİL BİBER, PORTAKAL SUYU…

Kansere karşı nasıl beslenilmeli? Hem önleyici hem tedavi sürecinde nelere dikkat etmek gerekir?

Antioksidanlar:

Oksitlenme olaylarını baskılayan maddelerdir. İnsanda normal biyokimyasal olaylardan sonra ortaya çıkan, kanda serbest dolaşarak sağlıklı hücrelere adeta saldıran ve onların DNA yapılarını değiştirerek tümör gelişmesine zorlayan maddelere karşı vücudu korudukları belirtiliyor. Ancak, kanser riskini düşürmekteki rolleri henüz kesinleşmediği için araştırmalar devam ediyor. Bu grubun önde gelenleri vitamin-C, beta-karoten ve vitamin-E’dir.

Vitamin-C ağız boşluğu, yemek borusu ve mide kanserlerine karşı koruyucu olabilir. Ayrıca rektum, pankreas, rahim kanserlerinin gelişme riskini azaltabileceği, meme ve akciğer kanserine karşı koruma sağlayabileceği öngörülüyor. Vitamin-C kaynağı olaraksa, portakal, portakal suyu, taze yeşil biber, çilek, kırmızı biber, pişirilmiş brokoli gösteriliyor. Beta-karoten için kaynaklar koyu yeşil yapraklar, sarı-oranj meyve ve sebzeler olarak ifade ediliyor. Yüksek miktarda beta-karoten ise havuç, kabak, taze patates ve ıspanakta bulunuyor. Mide, akciğer, prostat, meme ve baş-boyun kanserlerinin gelişme riskini düşürebileceği olasılığından beta karoten zengini besinler öneriliyor. Bununla beraber, beta-karoten kullanımında kesin öneri öncesi daha çok araştırma gereksinimi vardır. Aşırı dozda alınması riskli kişilerde, aynı sigarada olduğu gibi, akciğer kanserine neden olabileceği düşünülüyor.

BROKOLİ, DUT, ARMUT, KAYISI, ŞEFTALİ

Fitokimyasallar:

Bitkilerin yapısında bulunan bazı kimyasal bileşiklerdir ve bitkileri bakteriler, virüslar ve mantarlara karşı korurlar. Ayrıca antioksidan, besin koruyucu ve kanser yapıcı ajanlara karşı engelleyici etkileri olabileceği bildiriliyor. Yüksek fitokimyasal maddeli yiyecekler brokoli, dutlar, soya kabukları, armutlar, şalgamlar, kereviz, havuç, ıspanak, zeytinler, domates, mercimek, kavun, sarımsak, kayısı, soğanlar, soya fasulyesi, yeşil çay, şeftali, kabaklar, kıvırcık ve Brüksel lahana ve kırmızı şaraptır.

DENİZ ÜRÜNLERİ, SARIMSAK, SOĞAN…

Omega-3 yağ asitleri:

Vücutta yapılmayan bu asitler yiyecekler veya ek katkılardan alınan yağ asitleridir. Deniz ürünleri, özellikle sıcak su ürünleri, keten tohumu yağı ve fasulyede bulunan bu asitlerin meme ve prostat kanserleri risk ve gelişmesini önlemede rolleri olabileceği bildiriliyor. Kuarsetin maddesi soğan ve sarımsakta bol miktarda vardır. Kanser öncesinde, tedavisi esnasında ve sonrasında çok etkilidir. Sarımsak çok faydalıdır. Hem enfeksiyonlara karşı korur, hem de yapılan çalışmalar sarımsağın mide kanserinden, bağırsak kanserinden, yemek borusu kanserinden ve akciğer kanserinden koruduğunu göstermiştir.

KEMOTERAPİDEN SONRA DENİZ ÜRÜNLERİ

Prostat kanserinde selenyum ispat edilmiş. Domatesin içindeki laykopen maddesi ispat edilmiş. Bunları verebilirsiniz. Kemoterapi vücuttaki normal hücreleri de tahrip edebilir. Vücudun genel durumunu bozabilir. İşte bunu düzeltmek için de tamamlayıcı tıbbın ayrı bir yeri vardır. Bu konuda da yine Omega-3 çok faydalı. Ama Omega-3’ü çok iyi balık yağından almak lazım. Okyanuslardaki sardalyalardan ve somon balıklarından elde edilen faydalıdır. Bunun dışında, selenyum, laykopen, bunlar bağışıklık sistemini güçlendirir. Ekinezya da öyle. Folikasit, hem kanserden korur, hem de kanserden sonra kemoterapinin yarattığını tahribatın önlenmesinde etkilidir. Ginseng, ananas, kara üzüm faydalıdır. Zerdeçal çok önemli bir maddedir. Hem tümör hücresini yok eder hem de immün sistemini güçlendirir. Çörekotu, zencefil, çok önemlidir. Bazı meme kanseri türlerinde keten tohumunu tavsiye ederiz. Ama bu her meme kanseri için geçerli değil.

ALKOL VE SİGARADAN KESİNLİKLE UZAK DURUN

Peki sigara ve alkol…

Kesin olarak en önemli faktör sigara ve alkol. Eskiden kırmızı şarabın bir miktar içilmesini tavsiye ederdik. Ancak son çıkan yayınlar, günde iki bardak kırmızı şarap içenlerde meme kanseri riskinin arttığını gösterdi. Ve özellikle sert rakı, votka, viski, tekila gibi içkilerden kesinlikle uzak durulması gerek. Bunlar sigara ile birleştiklerinde kanser riskini yüksek oranda artırıyor.

Kanser tedavisi sırasında tamamlayıcı tıbbın rolü nedir?

Kanser meydana geldiyse işte bizim için asıl tehlike buradadır. Hastalarımızın bilinçsizce kullanacağı herhangi bir bitki kanser olayını tetikleyebilir. Yani kanser için verdiğimiz ilaçları ya nötralize eder ya da potansiyelize eder. Onun için hastaların kesinlikle tamamlayıcı ya da alternatif ilaçları doktora danışmadan kullanmaması gerekir.

ANTİDEPRESAN İLAÇLARI ALMAYIN

Örnek verebilir misiniz?

En basitini söyleyeyim: Kadınların yüzde 40’ının kullandığı bir antidepresan ilaç var. Diğer bütün ilaçları bloke ediyor. Mesela greyfurt suyu. Bağırsakta P450 denen bir enzim var. İlacın emilmesine mani olduğu gibi, ilacı dört kat potansiyalize edebiliyor. Yani hastayı zehirliyor. Onun için doktorun çok bilinçli olarak hastasına bunu izah edip yasaklaması gerekiyor.

KURU ACI BİBER KANSERE NEDEN OLABİLİR

Acı biberin bazı türleri kansere sebep oluyormuş?

Acı biberin, immün (bağışıklık) sistemini güçlendirdiği ve hayvan deneylerinde tümörlü farelerin tümörlerini küçülttüğü görülmüştür. Ama bu taze acı biber, arnavut biberi. Güneydoğu’da sıklıkla kullanılan kuru acı biber aflatoksin içerir ve bu madde karaciğer kanserine sebep olur.

‘Allah inancı, doktora güven, aile sevgisi…’

KANSERLE MÜCADELENİN ÜÇ SACAYAĞI:

Kanserle mücadelede maneviyatın rolü nedir? Meditasyon gerçekten kanseri tamamlayıcı bir tedavi mi?

Bu süreçte inanç gerçekten çok önemlidir. Seni yaratanın varlığına mutlaka öncelikle olarak inanmalısın. Sonra doktorunun seni tedavi edeceğine inanarak güvenmelisin. Aile sevgisi mutlaka olmalı. Sevgisiz hiçbir şey olmaz. Bunlar tedavide şart kanunlardır. Bunlar olmazsa olmaz. Ancak ben Allah’a inanıyorum diye de tedavi olmazsanız, beni nasıl olsa Allah kurtarır derseniz işte o zaman öbür tarafa çok erken giderseniz. O zaman karışmam. Öyle dalga yok. Meditasyon, yogo, gülmek bunları hayatınızdan çıkarmayın.

Duanın kanser hastaları üzerindeki etkisiyle ilgili bir çalışmanız vardı. Bundan bahsedebilir misiniz?

Kanser tedavisi konusunda inanç da çok önemli. İnancın, hastaların immün sistemini güçlendirdiği iddia ediliyor. İtalya’daki Katolik kiliselerinde bununla ilgili araştırmalar yapıldı. Araştırmanın sonuçları gösterdi ki dua ve inanç hastaların immün sistemini güçlendiriyor. Her zaman için, hangi dinden olursa olsun… Hastalığı inançla beraber yeneceğimizi her zaman söyleriz. Bu gayet normal. Çünkü inanmazsan zaten kaybedersin.

Gürültülü müzik kanser yapar

BACH, MOZART DİNLEYİN

Gürültülü müzikten uzak duracaksınız. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada gürültülü müziğin kanser yaptığı görülmüştür. Klasik müzik dinleyin. Mozart’ı, Beethoven’i, Bach’ı dinleyin.

Tedavide kanser şarlatanlarına dikkat edin!

Cilidinize gençken yatırım yapın

Posted by admin on Ocak 9th, 2008

Kadınların ‘orta yaş’ farkındalığını artıran en önemli şey, yüzünde
başlayan hafif - orta kırışıklıklar ve cildinde bariz olarak gözlemlediği deformasyonlardır. Ancak kimileri var ki 50 yaşında sanki 30’larındaymış gibi görünüyor. Peki nasıl nasıl oluyor da bazılarımız kızıyla, abla - kardeş gibi görünmeyi başarıyor? “Cildimiz en büyük organımız” diyen dermatologları iyi dinlersek belki de yaşlı görünmemek için en çok bu organımıza dikkat etmemiz gerektiğini anlarız. Cildin yaşlanması, Dr. Erçin Özüntürk’e göre 20’li yaşlarımızda başlıyor. Özüntürk, bu nedenle alınabilecek en önemli önlemlerden ikisinin suyu yudum yudum içmek ve güneş ışınlarından korunmak olduğunu vurguluyor.

Türkiye Kozmetik Araştırmacıları Derneği Başkanı (TÜKAD) Dr. Erçin Özüntürk’le cildimizi orta yaşa hazırlamanın yollarını konuştuk. Orta yaşa girerken neler yapmak lazım? Genç görünerek yaşlanmak mümkün. Hormonal yapı son derece önemli. Hormonlar, bütün metabolizmamızı olduğu gibi cildimizi de düzenler. Kadınlarda dişilik hormonu östrojenin son
derece etkin görevleri yanında bazen olumsuzluklar oluşturması da kaçınılmaz. Bu olumsuzluklar, çoğunlukla yağ dokusu üzerinde belirli yaşlardan itibaren başlayan şekil değişiklikleriyle karşımıza çıkar. Yağ dokusunun yapısında bozulma, selülitin ortaya çıkmasına neden olur. Östrojenin yüzümüzdeki yağ dokusu için olumlu ama vücuttaki yağlar için olumsuz etkisi var o halde … Evet iki taraflı etkisi var. 40’lı yaşlara gelindiğinde cildimiz daha hızla nem kaybeder. Cildin elastikiyeti ve canlılığı kaybolmaya başlar. Yüzde bulunan çizgiler artık daha derin kırışıklıklara dönmeye başlar ve cildin parlaklığı azalır. Bu nedenle cilt bakımı daha büyük bir önem kazanır. Bu yaşlarda yapılması gereken nedir? Düzenli bakımlar ve bunlarla yeni hücre oluşumunu ve kolajen sentezini harekete geçirmek. Cildi özellikle serbest radikallere karşı güçlü hale getirebilmek şart. Serbest radikaller bazen anormal derecede hücre yapılarını bozarak istenmeyen reaksiyonlara sebep olurlar. Yüz ve göz çevresinde oluşan çizgiler için özel kremler kullanmak gerekir. Hatta bunlara erken yaşlarda başlayarak orta yaşlara uzanmak yararlı olur. Kaç yaşında mesela? Cilt yaşlanması 20’li yaşlarda başlıyor. Doğar doğmaz yaşlanmaya başlayan iki organ var, birisi göz, diğeri cildimiz. Dolayısıyla 20’li yaşlardan itibaren önemseyerek cildimize bakım yapmamız gerekli. Erkenden başlanan bu bakımlar cildimiz için oluşan birer yatırımdır. İleriki dönemlerde bunların yararını çok sık görürsünüz. Mevsim değişikliklerinde mevsime uygun bakımlar yapmak gerekir. Cildi toparlamak için birtakım kürler uygulamak yerinde olur. Peki 20’li yaşlarda alınacak bu önlemlerle cilt yaşımız ne olur? 40’lı yaşlara geldiğinizde 30’lu yaşlarda görünmeniz mümkün olur. 60’larınızda da 50 hatta 45 yaşında görünebilirsiniz. Hayat tarzımızda neleri değiştirmeliyiz? Stresten uzak bir yaşam tarzı, dengeli beslenme, alkol ve sigaradan uzak durmak ve en önemlisi güneşle temas sürenizi olabildiğince en aza indirgemek iyi bir cilt için gerekli olan unsurlardır. Güneş ışınlarının oluşturabileceği serbest radikallerin artmasıyla beraber, cildin anormal derecede yaşlanması ve hayatı tehdit edecek deri kanserlerinin ortaya çıkması söz konusu. Cilt kanserlerinde büyük artış var. Mutlaka koruyucu kremler kullanmak, güneşin çok yoğun olduğu 10.00 - 16.00 saatleri arasında kesinlikle güneşin altında kalmamak gerekiyor. Peki ürün tercihi yaparken neler göz önünde bulundurulmalı? Yaşlanmanın nedeni olan temel unsur, kolajenin yapı değişikliği ve miktarındaki azalmadır. Kolajen çok büyük moleküllü bir madde. Deri gözenekleri ise çok ufak. Dolayısıyla çok büyük maddenin bu ufak deliklerden geçmesi mümkün değil. Şimdi
teknoloji sayesinde bu büyük moleküllü kolajen yapısı küçük parçalara ayrılıyor. Böylelikle gözeneklerden geçmeleri ve içeride birleşmeleri sağlanıyor. Dolayısıyla bu tür kremlere 20’li yaşlarda başlanılmalı. Botoks uygulamalarına 20’li yaşların sonunda başlanabilir mi? Koruyucu amaçla başlanabilir. Ayrıca, cildimizde gerginlik sağlayarak kullandığımız kremlerin cilde daha iyiemilmesine yardımcı olur botoks.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.