Gebelik Reflüsü

Posted by admin on Haziran 25th, 2008

Gebelik Reflüsü

Midedeki veya göğüs kemiği arkasındaki yanma-ağrı hissi “gebelik reflüsü” ile açıklanabilir ve midedeki asidin yemek borusuna kaçması sonucu ortaya çıkar. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı ögretim üyesi Doç. Dr. Serhat Bor, gebelik reflüsü ile ilgili bilgiler verdi.

İlginç olan “çocuk saçlanması” deyiminin yurtdışı bilimsel yayınlarına kadar girmiş olmasıdır. İngiltere�de yapılan bir gebelik reflüsü çalışmasında hastaların %9�u yakınmalarının nasıl açıklanabileceği sorusuna benzer yanıtlar vermişlerdir.

Gebelik reflüsü nedir?
Reflü hastalığını asit başta olmak üzere mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu göğüs kemiği arkasında yukarı yükselen yanma ve/veya ağza acı-ekşi su, yemeklerin gelmesi olarak tanımlanır. Gebelik dışında reflü sorunu olmayanlarda ise sadece bu dönemde ortaya çıkan sorunlar “gebelik reflüsü” olarak kabul edilir.

Gebelik dışı reflüde sık görülen ses sorunları, farenjit, öksürük gibi yandaş bulgulara gebelerde fazla rastlanmaz. Yakınmalar genellikle doğum ile birlikte hemen kaybolur. Ama gebelik reflüsü bulunanların yaşamlarının ileri yıllarında reflü hastası olma eğiliminde bir artma olabilir.

Görülme sıklığı
Yabancı yayınlarda %30-80 arasında bildirilir. İzmir�de yapılan bir çalışmada anne adaylarının yarısı yukarıda sıralanan yakınmaları haftada bir veya daha fazla yaşadığını belirtmiştir. Bu da bu sorunun ne kadar çok sık rastlandığının bir göstergesidir.

Nedenleri
Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması için mideyi yemek borusundan ayıran kapağın iyi çalışmaması gerekir. Annenin büyüyen karnının artırdığı karın içi basıncının etkisiyle mide içeriği mekanik olarak yukarı itilirken, gebelikte artan hormonlar yüzünden yemek borusu alt ucundaki kapak da açık kalmaya başlar.

Tanı için can yakıcı veya bebek için risk oluşturacak işlemler gerekir mi?
Hayır. Reflü tanısı sadece yakınmalarla koyulur. Endoskopi gerekmez. Sadece hekimin belirleyeceği çok özel durumlarda endoskopi önerilir ki; bu işlemin bebeğe zararı olmaz.

Tedavisi
Pratik hekimlikte gebelik gidişinde hiç ilaç kullanılmaması eğilimi ağır basar. Anne adayları da bunu (bazen gereğinden de fazla abartarak) kabullenir. Fakat gebelik reflüsü kader ve katlanılması gereken bir hastalık değildir; bugün özellikle hamileliğin 3. ayı bittikten sonra bebeğe zararsız ve reflüye etkili tedaviler vardır. Bu etkili tedavilerin kullanılması anne adaylarının yaşam kalitesini arttırır.

İlaçlar bebeğe zararlı mıdır?
Tüm ilaçların doktora danışılması gerektiğini hep söyleriz (ve bu çoğu kere hastalar tarafından göz ardı edilir!) fakat hamilelik sırasında kullanılacak ilaçların MUTLAKA hekim tarafından verilmesi gerekir. Reflü tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar hamilelikte kullanılmaz. Kullanılması güvenli ilaçların da yakınma şiddetine göre belli bir sırayla verilmesi önerilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri: İlaç kadar önemli!
Reflü yakınması bulunan hamilelerin aşağıda sıralanan yaşam tarzı değişikliklerini uygulamaları önerilir. Bazıları sadece bu tedbirlerle düzelirken bir kısmında ilaç gerekir.

- Yatak başının yükseltilmesi

- Aşırı kilo almama

- Yemekten sonra 2-3 saat yatmama

- Alkol ve sigarayı ASLA kullanmama

- Özellikle geceleri çikolata, aşırı yağlı, baharatlı, kafeinli gıdalardan kaçınma

- Karnını sıkıca saran giysilerden sakınma

- Aşırı sıcak besinlerden ve özellikle kahveden kaçınma

Yemek miktarı da alınan gıdalar kadar önemli olduğundan bir kerede aşırı yemek yerine az ve sık öğünler tercih edilmelidir. Katı bir diyet yerine reflü yakınmalarını ortaya çıkaran gıdalardan uzak durulması önerilir.

Erken Doğumun Nedenleri

Posted by admin on Haziran 25th, 2008

Erken Doğumun Nedenleri

Ne zaman erken doğumdan söz edilir ve önemi nedir?
Normal gebelik süreci 37-42 hafta arasındadır. Doğumun ister ağrıların başlaması veya suyun gelmesi isterse de başka bir nedenle 37. gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır.

Toplumdaki sıklığı %10-12 arasındadır, ancak erken doğum için yüksek risk oluşturan hasta gruplarında bu oran çok daha yükselmektedir.

Anne karnındaki bebek ve yenidoğan (ilk 28 gün) dönemindeki tüm ölümlerin %80′i erken doğumlardan kaynaklanmaktadır. Yaşayan bebeklerin yakın dönemde karşı karşıya olduğu risklerden en önemlileri arasında yenidoğanın solunum problemleri, beyin içi kanamalar, yenidoğan retinopatisi (körlük), zeka ve motor fonksiyon bozuklukları ve barsak problemleri sayılabilir.

Çok düşük ağırlıklı (750 g) altındaki bebeklerin yaşama şansları günümüz modern tıp imkanlarıyla sağlanabilse de bu grup bebeklerin bir kısmında ileride düşük okul başarısı, görsel motor fonksiyon bozuklukları ve çeşitli sosyal uyum bozukluklarının ortaya çıkabildiği bilinmelidir.

Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon mayiinin fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içinde kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun başlıca nedenleri arasında sayılabilir.

Anne yaşının 17′nin altında veya 35 ‘in üzerinde olması, önceki doğumun erken doğum ile sonlanması, vajinal kanama, stres, düşük sosyo-ekonomik durum, sigara ve diğer kötü alışkanlıklar, anne adayının aşırı zayıflığı, çalışma şartlarının ağırlığı ve gebeliğe eşlik eden iyi kontrol edilmemiş sistemik hastalıklar (diyabet, kalp, böbrek ve tiroid hastalıkları vb.) erken doğum açısından risk faktörlerini oluştururlar.

Emziren Annenin Beslenmesi

Posted by admin on Haziran 25th, 2008

Emziren Annenin Beslenmesi

Bebeğiniz ve kendi sağlığınız yönünden emzirme döneminde dikkatli ve dengeli beslenme önemlidir. Bu kurala uyarsanız hamilelik sırasında aldığınız kiloları rahatlıkla verebilirsiniz.

Emzirirken günde ekstradan 400-500 kaloriye ihtiyacınız olacaktır. Bunu da normal beslenmenize ek olarak 2 su bardağı süt veya yoğurt ile karşılayabilirsiniz. Aşırı beslenme sütünüzün miktarını yada kalitesini arttırmaz.

Günlük sıvı alımınızın yaklaşık 3 litre (en az 8-10 bardak) olmadır.

Çay, kahve, alkol, kola gibi içecekler ve sigaradan uzak durulmalıdır. Ayrıca sigara içilen yerlerden de uzaklaşılmalıdır.

Bebek Yıkamanın Püf Noktaları

Posted by admin on Haziran 25th, 2008

Bebek Yıkamanın Püf Noktaları

Bebeklerin ciltlerinde yeterince koruyucu yağ tabakası oluşmadığı için kolay üşüdüklerini ve ısı değişikliklerine hemen uyum sağlayamadıklarını kaydeden uzmanlar, “Bebeklerin ciltlerindeki bariyer fonksiyonu gelişmediği için, ciltleri çabuk nem kaybediyor. Bu sebeple banyo suyunun sıcaklığının 36 derece, oda sıcaklığının ise 22-24 derece olması gerektiği unutulmamalıdır. Bebek cildi yetişkin cildine göre daha ince olduğu için bebekler çabuk üşür. Bu nedenle banyo süresinin ise 5-6 dakikadan fazla olmaması gerekiyor” diye konuştu.

İşte bebeği yıkamadan önce, yıkarken ve yıkadıktan sonra dikkat edilecek önemli hususlar: Yıkanmadan Önce,
· Bebeğinizi mutlaka karnı açken ya da beslenmeden en az 1.5 saat sonra yıkayın. Çünkü tok karınla yıkadığınızda midesine basınç yapıp kusmasına neden olabilirsiniz.

· Soğuk suyu, sıcak su katarak ılıştırın. Suyun sıcaklığını dirseğinizle kontrol edin.

· Suyun yaklaşık 10 santimetre derinlikte olmasını sağlayın.

· Bebeğin cildine uygun, gözlerini yakmayan bebek ürünlerini hazırlayın.

· Küvetin içine mutlaka bir havlu ya da küvet filesi koyarak bebeğinizin sert zeminle temas etmesini engelleyin.

Yıkarken
· Yıkama işlemine vücudundan başlayın. Başını en son yıkayın. Çünkü bebekler ısıyı en çabuk başlarından kaybederler.

· Bebeğin ön kısmını yıkarken baş, omuz ve sırtını bir elinizle destekleyerek poposunu küvete oturtun.

· Sırtını yıkarken bebeği çenesinin altından sıkmayacak şekilde parmaklarınızla kavrarken vücudunu aynı elinizin kol kısmıyla destekleyin ve yarı dik olacak şekilde tutun.

· Başını yıkarken yüz üstü olmasına ve kulaklarına su kaçmamasına dikkat edin. Göbek kordonu düşene kadar bebeğinizi küvete yatırmadan, üzerine su dökerek, kordonu düştükten sonra ise küvete yatırarak yıkayabilirsiniz.

· Mümkünse banyo sırasında yanınızda bir yardımcı bulundurun.

Yıkadıktan Sonra
· Kurulamak için mutlaka 2 havlu bulundurun. İlk havlu ile bebeğin vücudunu kuruladıktan sonra bebeğinizi giydirene kadar ikinci havlu ile sarılı tutun. Çünkü vücudundaki suyu emen ıslak havlu bebeğinizin üşümesine ve hızla ısı kaybetmesine neden oluyor.

· Bebekler üşüdüklerinde ısılarını tekrar kazanmak için enerji harcıyorlar ve bu da kilo alımını yavaşlatıyor.

· Giydirmeden önce bebeğinize bebek yağı yardımı ile masaj yaparak hem bebeğinizin gelişimine yardımcı olun hem de aranızdaki bağı kuvvetlendirin.

Ağrıyı Azaltan Suda Doğum Tekniği

Posted by admin on Haziran 25th, 2008

Ağrıyı Azaltan Suda Doğum Tekniği

Nurgül Yeşilçay’ın bebeğini suda doğum tekniğiyle doğuracağını açıklaması üzerine, pek çok anne adayı bu yöntemin avantaj ve dezavantajlarını araştırmaya başladı. Uzmanlar ise, suda doğumun ancak tam teşekküllü, yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan, suda doğumun şartlarını sağlayan doğum havuzuna sahip hastanelerde ve doktor gözetiminde yapılabileceğini söylüyor.

Ağrıyı azaltan bu doğum tekniği ile ilgili soruları Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, aynı zamanda Yale Üniversitesi Kadın Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Dr. İbrahim Sözen cevapladı�

* Suda doğum çok yeni bir doğum tekniği mi?
Bilinen ilk suda doğum, 1803 yılında Fransa’da, doğumu çok uzun süren bir kadının doğumunu kolaylaştırmak amacıyla sıcak su dolu bir küvete girmesiyle gerçekleşmiş. Sıcak su içinde yatarak doğum sancılarını azaltmak, onlarca yıldır uygulanan bir klinik uygulamaydı. Fakat, bu çok kısa süreler için ve doğumun erken evrelerinde yapılmaktaydı. Daha sonraları 1970′lerde Rusya ve Fransa’da başlayan suda doğumun gerçekleşmesi akımı 1980 ve 1990′larda İngiltere, Kanada ve diğer Avrupa ülkelerinde yaygınlaştı. 1983 yılında ünlü İngiliz tıp dergisi Lancet’de yayınlanan bir makale, konunun İngiltere ve kıta Avrupa’sında birden popüler olmasına yol açtı. İngiltere’de kadın hastalıkları ve doğum biliminin en üst kuruluşu olan Royal College of Obstetricians and Gynecologists (RCOG) 1990, 1994 ve en son olarak 2001 yıllarında bu konuyla ilgili görüşlerini tıp dünyasına açıkladı.

* Suda doğumun faydaları neler?

Asıl fayda, doğum sırasında annenin daha rahat ve ağrısız doğum sürecini yaşamasına yardımcı olmaktır. Suyun sıcaklığı ve kaldırma gücü nedeniyle rahme giden kan akımı artar, rahmin kasılmaları etkinleşir, artan oksijen nedeniyle ağrılar azalabilir. Su vajenin ağzını, yani bebeğin çıkış noktasını daha gevşek hale getirebilir. Bu da o bölgenin doğumda yırtılması olasılığını azaltabilir. Bebek için ise, bilimsel verilerden çok suda doğumu gerçekleştiren tıbbi personelin ve annelerin gözlemleri söz konusudur. Bu kişiler bebeğin kesenin içindeki sıvı bir ortamdan yine sıvı bir ortama doğarak daha yumuşak ve stressiz bir geçiş yaptığını ve bu bebeklerin daha az ağlayan, daha sakin bebekler olduğunu savunuyor.

* Suda doğum ne kadar güvenlidir?
Bu konuda yapılmış olan en kapsamlı ve güvenilir çalışma 1999 yılında British Medical Journal adlı İngiliz tıp dergisinde yayınlandı. R. Gilbert ve P. Tookey’in yaptığı bu çalışma, 1994-96 yılları arasında İngiltere ve Galler’de gerçekleşmiş olan 4029 suda doğumu kapsamaktaydı. Bu çalışmaya göre, o yıllarda yapılan her bin doğumdan altısı suda doğum olarak gerçekleşmişti. Araştırmacılar suda doğan bu bebeklerin ölüm ve yeni doğan yoğun bakım ünitelerine yatırılış oranlarını, normal olarak karada doğan bebeklerin oranlarıyla karşılaştırdılar. Çıkan sonuca göre suda doğan bebeklerde görülen ölüm oranıyla karada doğan bebeklerin oranları arasında bir fark yoktu. (Her ikisi de binde 1,2-1,4 civarındaydı). Yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yatırılma riski açısından da her iki grubun oranları aynı bulundu. Suda doğum adaylarının gebelikleri boyunca bir sorunlarının olmaması gerekir.

* Kimler suda doğuramaz?
Herpes gibi genital bölgede enfeksiyonu olanlar, bebeğin başının değil poposunun rahim ağzına yakın olduğu gebelikler, çoğul gebelikler, erken doğumlar, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya diyabet (şeker) gibi hastalıkları olanlar, bebeğinde gelişme geriliği saptananlar, doğum sırasında bebeğin kalp atışlarında bir oksijen azlığı şüphesi doğanlar, doğumda yoğun mekonyum (bebeğin dışkısı) görüldüğü durumlarda önerilmemektedir.

* Suyun sıcaklığı nasıl ayarlanmalı?
Sıcak suyun kasları gevşettiği ve ruhsal rahatlama sağladığı bilinmektedir. Bunun sonucunda rahme giden kan akımı artar ve rahmin kasılmaları daha az ağrılı olabilir. Çünkü artan kan akımıyla birlikte, rahim kaslarına giden oksijen oranı da artar. Bu, aynı zamanda rahim kasının daha iyi kasılmasına ve bu sayede doğum sürecinin daha kısa olmasına yol açabilir. Vücut ısısı olan 37 derece, suyun da ısısı olmak bakımından ideal bir derecedir. Suyun sıcaklığı doğum sırasında devamlı ölçülmeli ve hep 37 derecede kalması sağlanmalıdır.

* Doğum havuzunun temizliğinin önemi nedir?
Doğum eylemi sırasında havuz suyu; amniotik sıvı (bebeğin kesesindeki sıvı), kan, idrar ve benzeri maddelerle kirlenir. Bu, hem bebeğin hem de annenin doğum sonrası enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle, havuzun suyu belli aralıklarla değiştirilmeli, havuzdaki yabancı maddeler süzgeç araçlarla çıkartılmalı ve havuz suyu enfeksiyonlara karşı korunmalıdır.

* Bebek suyun altında nefes alır mı?
Normal koşullarda bebek suyun altında nefes almaz. Suyun sıcaklığı ve bebeğin başının suyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Soğuk ise, nefes alma refleksini körükler. Bebeğin başı sıcak suyun içinden çıkartılıp daha soğuk olan havayla temas ettiğinde nefes alma refleksi harekete geçer ve bebek nefes almaya başlar. Bebeğin suyun içinde olduğu birkaç saniye içinde bebek oksijeni tüm gebelik boyunca olduğu gibi, kordondaki anne kanı aracılığı ile alır. Bebeğin suyun altında nefes almaya çalışması ve bu nedenle ciğerlerine su kaçması, doğumda doğum kanalından geçerken oksijenlenmesini azaltıcı bir stres yaşadığı durumlarda olabilir. Bunun için bebek doğum sırasında bebek kalp monitörü ile düzenli olarak izlenmelidir.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.