GenÇlerde İntİhar

Posted by admin on Temmuz 15th, 2008

15-24 yaşlarındaki kişiler arasındaki intihar olayları, ciddi bir sorundur. Her yıl yüzlerce genç canına kıymaktadır. Günümüzde 19-24 yaş arasındaki erkekler arasındaki intihar olayları, trafik kazalarında ölenlerin sayısından daha fazladır.
Ergenlik çağı karmaşa ve stres çağıdır. Gençlerin çoğu bu yılları önemli sorunlar olmadan atlattığı halde, bazı gençler çaresizlikten ve umutsuzluktan bunalarak intihar etmektedir. Gençler arasındaki intihar olaylarının nedenleri kişiden kişiye değişmekle birlikte, arada bazı ortak risk faktörleri vardır:
o İntihar eden kişi, daha önce de bir veya birden fazla intihar teşebbüsünde bulunmuştur.
o Kişi depresyon geçirmektedir. Ergenlik çağındaki gençlerin duygularının bir uçtan diğerine değişmesi normal olmakla birlikte, depresyon devresinin uzun bir süreden beri devam etmesi, kişinin günlük işlere ilgi göstermez olması arkadaşlarından uzaklaşmaya başlaması, enerji ve girişkenliğini kaybetmesi, hiçbir şeyden zevk almaz olması, kendini iyi hissetmemesi, kilosunda ani değişikler olması ve uyku düzeninin bozulması, ağır depresyon geçirmekte olduğunun belirtilerindendir.
o Kişi son derece öfkeli, kırıcı ve aklına eseni yapar olmuştur. İstismar derecesinde uyuşturucu ve alkol kullanmaktadır.
o Kişinin önemli ailesel sorunları vardır; örneğin, ailede şiddet ve istismar olayları vardır, kişi ailesinden destek görmemekte, ya da ailesi kişiyi gereğinden fazla korumakta veya baskı altında tutmaktadır.
o Kişinin ailesi ve arkadaşlarıyla arasında anlaşmazlıklar vardır. Bunlar ergenlik çağında normal olsa bile uzun süreli anlaşmazlıklar ciddiyet kazanır.
o İntihar tehlikesi yaratabilecek diğer faktörler ise şiddetli depresyon, şizofreni gibi akıl ve ruh hastalıkları, kronik işsizlik, ailede ölüm olayı, cinsel istismar, okulda başarısızlık veya kişinin cinsiyetinin ne olduğu hakkındaki kuşkuları olabilir. Örneğin, eşcinsel olduğunu düşünen gençler bu konuda başkalarına açılmaktan çekindikleri için yalnızlık çekerler. Veya cinsiyetleri konusunda tehdit ve alayla karşılaşırlar.
Gençlerin etrafında kendilerine destek olacak ana baba, öğretmenler, yakın arkadaşlar, gençlik görevlileri gibi kişilerin bulunması, intihar tehlikesini azaltan faktörler arasında sayılabilir. Becerikli ve stres yaratan durumlarla başa çıkmasını bilen, ailesinden destek ve sevgi gören gençler hayatın zorluklarıyla daha kolay başa çıkabilirler. Ailenin gençlerle diyalog kurabilir olması ve onlara yön göstermesi gençler için çok önemlidir.
Ana baba gençler arasındaki intihar olaylarını nasıl önleyebilir ?
Gençlerle aranızda iyi ilişkiler kurunuz. İlişkilerinizi güçlendirebilmek için onlara vakit ayırınız ve birlikte hem sizin hem de onların hoşlanacağı şeyler yapınız. Özel yaşantılarına gereksiz yere burnunuzu sokmamak koşuluyla, onlara destek olunuz. Üzgün görünüyorlarsa onlara karşı anlayış gösteriniz fakat size sorunlarının bütün ayrıntılarını söylemelerini beklemeyiniz.
o Gençlerin söylediklerine kulak veriniz. Gençler, genellikle, ana babalarının hemen öğüt vermeye kalkıştıklarından ve kendilerini dinlemediklerinden yakınmaktadır.
o Ayrılma, boşanma, arkadaşlarıyla olan sorunlar, polisle olan sorunlar, önemli sınavlar, okulda veya iş hayatlarında meydana gelen sorunlar ve düş kırıklıkları gibi stres yaratan olaylar olduğunda onlara destek olunuz. Bu konularda okul danışmanları gençlere ve ailelerine yardımcı olur.
o Genç kişide akıl veya ruh hastalığı olduğundan kuşkulanıyorsanız, yardım arayınız. Bu hastalıkların çoğu ergenlik çağında belirir. Erken teşhis edilen hastalıklar başarıyla tedavi edilebilir.
o İntihar tehditlerini ciddiye alınız. Kişi gerçekten intihar etmek niyetinde olmasa bile yardım arıyor olabilir. Ama bu konuda işi rastlantıya bırakmayınız. Yardım gerekliyse, en yakın sağlık merkezine başvurunuz.
Bazı aileler ve toplumlar intihar veya geçmişteki olaylar hakkında konuşmakta güçlük çekebilirler. Ancak, kişinin bu duyguları içine atması durumu daha da kötüleştirir. Sorunlarınıza yardımcı olmak üzere özel olarak eğitilmiş kişilerle konuşmak, sorunların çözümünde ve acılı olayların üstesinden gelmekte atacağınız ilk adım olabilir.

Akil Hastaliklari

Posted by admin on Temmuz 15th, 2008

Bazen insan kendisinde veya ailesinden bir kimsede ruh/akıl hastalığı olduğuna inanmak istemez. Kişi, genellikle, hastalık nedeniyle ailesinin adının kötüye çıkmasından korkar. Bu tür davranış ruh/akıl hastası olan kişinin gereksindiği tedaviyi görmesini engelleyebilir. Şöyle düşünün: Ailede bedeni bir hastalığın belirtilerinden şikayet eden birisi olsa, onun için doktor çağıracağınıza giderek hastalığının daha da artarak durumunun kötüye gitmesine seyirci kalır mısınız ? Tabii ki hayır.
Ruh/akıl hastalığından korkmamak gerekir. Bu tür hastalıklar tıpkı bedeni hastalıklar gibi tedavi edilebilir. Tedavi örneğin, ilaçla, danışmanlıkla veya stres kontrolüyle olabilir. Bazen hastanın bir süre hastanede yatması gerekebilir. Tedavinin yanında yardımcı olabilecek bir şey daha vardır; bu da toplumun ruh/akıl hastalığına bakış açısında meydan gelecek değişikliktir. Ruh/akıl hastası olan kişilerin bizim desteğimize ve onları oldukları gibi kabul etmemize gereksinimleri vardır. Onları oldukları gibi kabul etmezsek kendileri ve aileleri hastalığı toplumdan saklamaya çalışırlar. Bu da ailelerin çevreden iyice soyutlanmalarına ve hastalığın daha da kötüleşmesine yol açar.
Ruh/akıl hastalıklarına bakış açımızın değişmesi için atılacak ilk adım bu hastalıkları daha iyi tanımaktır. Tıpkı bedeni hastalıklar gibi ruh/akıl hastalıkları da beş kişiden birini hayatının bir döneminde etkiler ve değişik sorunları içerir. Şizofreni ve mani-depresyon gibi hastalıklar gayet ciddi olabilir fakat endişe ve korku hastalıkları daha hafif olabilir.
Ruh/akıl hastalığı bazen toplumda şiddet olayları ile yakından bağlantılı olabileceği gerekçesiyle yanlış olarak yargılanabilir. Ancak, ruh/akıl hastası olan kişiler diğer kişilerden daha saldırgan değildirler. Bir başka yanlış düşünce de ruh/akıl hastalığının bir kişilik zaafı olmasıdır ki bu da doğru değildir. Kişinin ruh/akıl hastası olmasından, tıpkı şeker hastalığı gibi, kimse suçlu tutulamaz. Ruh/akıl hastası olan kişilerin cinsel sapıklıkları olduğu da doğru değildir. Cinsel suçları işleyen kişilerin çoğu ruh/akıl hastası değildir.
Ruh/akıl hastalıklarına bakış açımızı şöyle değiştirebiliriz.
Ruh/akıl hastalığının diğer hastalıklardan farklı olmadığını öğrenebilirz. Öksürüğü grip belirtisi olarak kabul ettiğimiz gibi kişinin davranışlarında görülen tuhaflıkları da ruh/akıl hastalığının belirtisi olarak kabul edebiliriz. Ruh/akıl hastalığı hakkında bilgi edinerek hasta kişinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışabiliriz.
Ruh/akıl hastalığından etkilenmiş bulunan arkadaş, akraba, komşu ve iş arkadaşlarımıza arkadaşlık ve destek gösterebilir başkalarını da böyle davranmaya teşvik edebiliriz.
Ruh/akıl hastası olan kişileri veya ailelerini yardım aramaları için teşvik edebiliriz.

Alkol Ve UyuŞturucu Sorunu

Posted by admin on Temmuz 15th, 2008

Aile bireylerinin birbirine sevgi gösterebilmesi, akıl
verebilmesi ve dayanışma halinde olması kişinin sorunları olduğu güç günleri
atlatmasında yararlı olur. Ancak ailede bazen öyle sorunlar olabilir ki en
sevecen ve maddi manevi kaynakları en bol olan ailenin bile dışarıdan yardıma
gereksinimi olur. İşte, alkol ve uyuşturucu sorunları böyledir.
Alkol ve Uyuşturucu Herkesi , Her Aileyi Etkileyebilir.
Bazı kişiler bu tür sorunların ancak belirli bazı ailelerde olduğunu
sanırlar Oysa alkol ve uyuşturucu sorunu her türlü kökenden veya dinden gelen
aile bireylerini etkileyebilmektedir.
Bir Anne , Bir Oğul , Bir Aile…
Örneğin 48 yaşındaki bir öğretmen her gün sabah erkenden kalkarak 22
yaşındaki oğlunun kaldığı pansiyona gider, oğlunu uyandırır ve işe götürür.
Öğretmen oğluna gitmezse yoğun bir biçimde esrar tiryakisi olan oğlu vaktinde
kalkıp işine yetişemeyeceği için işini kaybedecektir.
Bu işi haftanın beş günü yapmakta olan anne bazen oğlunu uyandırmakta güçlük
çeker ve bu kez kendisi işine geç kalır. Ayrıca bu durumu eşinden gizlemek
zorundadır; çünkü eşi kendisinin ne yaptığını duyarsa kıyamet kopacaktır. Zaten
eşi oğlunun uyuşturucu sorunundan kendisini sorumlu tutmaktadır. ” Zamanında
oğlan daha küçükken onu sıkı tutsaydın bugün bu hale gelmeyecekti ” deyip
durmaktadır.
Sonunda Öğretmen bulunduğu bölgede sağlık merkezindeki bir alkol ve uyuşturucu
danışmanıyla görüşür. Hayatında ilk kez sorunun kendisini nasıl etkilediğini
birisine anlatabildiği için oldukça rahatlamıştır. Danışman oğluna yardım etmek
için başvurabileceği başka yöntemlerden de söz eder.
Danışmanlık Hizmeti.
Bazı kimseler kişisel sorunları bir danışmanla paylaşmayı tuhaf
karşılar. Ailenin sorunlarını bir yabancıyla konuşarak nasıl çare bulunabilir ki
? Oysa, burada olduğu gibi, sorunu aile dışından bir kişiye anlatmak duruma daha
değişik bir açıdan bakabilmek ve sorunlara o güne kadar denenmemiş çözümler
bulmak bakımından yararlı olabilir.
Alkol ve Uyuşturucu Bağımlılığı da Bir Sağlık
Sorunudur.
Bazen de kişiler özellikle alkol ve yasaklanmış uyuşturucularla
ilgili sorunları aile dışından bir kişiye söylemekten çok utanç duyarlar. Ancak,
alkol, sakinleştirici ilaçlar, eroin veya diğer uyuşturucu ve keyif verici
maddelerle ilgili sorunları örtbas etmeye çalışmak bu maddelerin kullanımının
uzayıp gitmesine neden olmakta ve sonuçta sorunlar gerek aile gerekse madde
bağımlısı kişi için daha da ciddi bir hale gelmektedir. Uyuşturucu ve keyif
verici maddeler ve alkol alışkanlığı birer sağlık sorunudur ve diğer sağlık
sorunlarında olduğu gibi sağlık görevlilerinden yardım istemeyi gerektirir.
Sorunlarınız Yalnız Siz ve Sağlık Görevlileri Arasında
Paylaşılacaktır.
Sorunlarınızı anlattığınız danışmanlar veya sağlık görevlileri olayla
ilgili diğer sağlık görevlileri dışında hiç bir kimseye bu konuda bilgi
vermezler. Görevlilerin diğer aile bireyleri de içinde olmak üzere üçüncü
kişilere bilgi vermeleri söz konusu değildir.
Uyuşturucu ve keyif verici maddeler ve alkol servisleri de kişiler için bilgi
danışmanlık, tedavi veya diğer servislere havale gibi alanlarda yardımcı
olurlar.

Amyotrofİk Lateral Skleroz : Als : Motor NÖron HastaliĞi

Posted by admin on Temmuz 15th, 2008

TANIM:
ALS 19. yüzyıldan beri bilinen, sinsi başlangıçlı, ilerleyici ve ön boynuz hücre dejenerasyonuyla seyreden bir hastalıktır. ALS’nin nedeni hala bilinmese de 1990′lı yıllarda hastalığın fizyolojisinin anlaşılmasına ilişkin önemli adımlar atılmıştır. Bazı ailevi ALS tiplerine neden olan gen bulunmuş, ilk ALS ilacı piyasaya verilmiş, hastalığın hayvan modeli gerçekleştirilmiş, ALS’de motor sinir hücrelerinin ölüm mekanizması konusunda çok önemli bilgiler edinilmiştir. Bazı bilim adamları hastalığın nedeninin keşfedilmesinin an meselesi olduğunu düşünüyor. Bu durumda kesin tedavinin mümkün olması da beklenebilecek
ALS’de omurilikte lateral sinirlerin dejenerasyonu sonucu kaslar skleroza uğrar. Hastalık ABD’de Lou Gehrig hastalığı olarak biliniyor. Bazı Avrupa ülkelerinde MNH yani motor sinir hastalığı ya da Charcot hastalığı olarak da geçiyor. Aslında MNH, ALS’nin de içinde olduğu ön boynuz hastalıklarının genel adı. Fransız nörolog Charcot ilk kez 1874 yılında hastalığın özelliklerini tanımlamış, omurilik ve kas belirtilerine dayanarak ALS ismini vermişti. Uluslararası metinlerde ALS/MND olarak da geçmektedir.
NEDENLER:
Tüm ALS vakalarının yaklaşık %10′unda hastalığın ailesel olduğu saptanmış. Ailesel ALS’nin yaklaşık %20’sinde serbest radikalleri parçalayan süperoksit dismutaz tip I geninde mutasyon bulunuyor. Yani toplam popülasyonun ancak %2’sinde hastalığın nedeni biliniyor. Kalan %98 hastada hastalığın nedenine ilişkin pek çok teori bulunuyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:
•Glutamat eksitotoksisitesi
•Oksidatif hasar
•Protein agregatları
•Otoimmün kaynaklı kalsiyum akımı
•Viral enfeksiyonlar
•Sinir büyüme faktörü eksikliği
•Apoptoz (programlı hücre ölümü)
•Travma
•Çevresel toksinler
KLİNİK BULGULAR:
ALS hastalarında beklenen ömür ortalama tanıyı takiben 2-5 yıl kadardır. Tanı koyulduğunda genellikle hastalık % 20-50 arasında ilerlemiş durumdadır. Hastalığa yakalananların yarısı tanıdan sonra üç yıldan fazla yaşayabilirler. ALS’li hastaların %20 kadarı beş yıl ve üzerinde bir yaşam süresine sahip olabilir. Yirmi yıl yaşayanların oranı ise %5 civarındadır.
ALS’li hastaların arasında hastalık ilerlemesinin durduğu ve az da olsa semptomların tamamen ortadan kalktığı vakalar da görülmüştür.
Üst motor sinirlerin yani beynin motor korteksinin hasarı sonucu kas spastisitesi ve katılık oluşur. Beyin sapı ve omurilikte bulunan alt motor sinirlerin hasarı ise kas güçsüzlüğü, atrofi ve fasikülasyonlara neden olur. ALS genellikle hem üst hem de alt motor sinirleri tutar.
Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez farkedilmeyebilir. Hastaların %25′inde konuşma, yutkunma fonksiyonları etkilenirken %50’sinde kollarda, %20’sinde ise bacaklarda ilk belirtiler görülür. Hastalık genellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar. Konuşma, çiğneme ve nefes alma etkilenir. Yutma zorluğu nedeni ile ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırır.
Kaslarda zamanla atrofi gelişir. Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seyirme ve kramplar olabilir. Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.
Başlangıç belirtileri her hastada aynı olmaz. Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya, tökezlemeye başlar; kimi hasta eşyaları kaldırmakta zorlanır, kimisi de konuşurken kelimeleri yuvarladığını farkeder.
Kas güçsüzlüğü önce bir kas grubundan başlar, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılır. Kaslardaki iş görememenin derecesi ve hastalığın ilerleyişi hastadan hastaya değişir. Solunum kaslarının giderek daha fazla etkilenmesi ve buna bağlı solunum güçlüğü hastalıkta gelinen son aşama olur.
Hastalıkta genel olarak duyular, idrar ve barsak işlevleri, cinsel işlevler etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas grubu olur, kimi zaman da hiç etkilenmez. Kişinin zihni yetenekleri normaldir.
GÖRÜLME SIKLIĞI:
Hastalık her kesimden insanda görülebilmesine karşın ALS’ye erkeklerde ve yaşlılarda daha fazla rastlanır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da, son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözleniyor. 12 yaşında da, 98 yaşında da ALS vakası olmuş bugüne dek.
Hastalığın insidansı 100.000′de 0.5-2.4 olarak veriliyor. Prevalansın ise 100.000′de 11 olduğu tahmin ediliyor. ABD’de halen 30.000′in üzerinde ALS hastası bulunuyor. Bu sayıya her yıl 3.000 ile 5.000 arasında tanısı yeni koyulan hasta ekleniyor.
Tüm ALS hastalarının yaklaşık %10′unda hastalık kalıtsaldır. Bu duruma ailevi ALS deniyor. Kalıtımla ilgisi olmayan tipe ise sporadik ALS denir.
TEŞHİS:
ALS’ye spesifik bir test yoktur. Pek çok nörolojik hastalık aynı semptomları vermesine karşılık bunların çoğunluğunu tedavisi mümkün durumlar oluşturur. ALS teşhisi ayırıcı tanı ile diğer nörolojik hastalıkların dışlanmasıyla elde edilir.
•Elektromiyogram, sinir ileti hızı (NCV) gibi elektrodiyagnostik testler
•Yüksek çözünürlüklü protein elektroforezi, tiroid ve paratiroid hormon düzeyleri, ağır metallerin varlığını araştırmak için 24 saat idrar toplanması dahil kan ve idrar analizleri
•Beyin omurilik sıvısı incelenmesi
•Manyetik rezonans görüntüleme dahil röntgen incelemeleri
•Servikal omuriliğin miyelogramı
•Kas ve/veya sinir biyopsisi
•Ayrıntılı nörolojik muayene
Bazı kişilerde sonradan ALS’nin sık rastlanan türüne dönüşebilen bazı motor sinir hastalıkları görülür. Bunlar:
Progresif bulbar felç: Beyin sapını etkileyerek konuşma ve yutma güçlüğüne neden olur.
Progresif kas atrofisi: Alt motor sinirleri etkileyerek iskelet kaslarında güçsüzlüğe neden olur.
Primer lateral skleroz: Üst motor sinirleri etkileyerek spastisiteye neden olur, ilerleyişi daha yavaştır.
TEDAVİ VE PROGNOZ:
Hastalığın nedeni henüz belirlenmediği için ALS ancak semptomatik olarak tedavi edilebiliyor. Doğrudan nedene yönelik bir ilaç bulmak için araştırmalar sürüyor. Bu zamana dek ise komplikasyonların önlenmesi, olabilecek en fazla işlevselliğin sağlanması ve hastanın yaşam kalitesinin mümkün olduğunca yüksek tutulması başlıca tedavi hedefini oluşturuyor. Hastalığın ileri evrelerinde hastanın bilinci yerinde olmasına karşın felç gelişeceğinden ve hasta yatağa bağımlı durumda olacağından hemşire veya başka bir yardımcı destek görevlisi gerekecektir. ALS tedavisinin uzun süreceği ve yüksek maliyetli olacağı akılda tutulmalıdır.
ALS hastalarının takip ve tedavisi birçok farklı alanda çalışan hekim ve diğer sağlık personelinin koordinasyon içinde hizmet vermesini gerektiriyor. Hasta yakınları da bakım ve takipte çok önemli bir rol oynadığından bu kişilerle hızlı ve kapsamlı bir işbirliği sağlanması özel bir önem taşıyor.
Diğer kronik ve ciddi hastalık tablolarında olduğu gibi ALS’de de anksiyete ve depresyon sık karşılaşılan bir durum olduğu için psikolojik yaklaşım hızla planlanmalıdır. İlaç tedavisi, psikolojik danışma yanında destek gruplarıyla ilişkiye geçilmesi hasta ve yakınlarının yalnız olmadıklarını hissettirmesi açısından çok önemlidir. Halen Türkiye’de ALS Çalışma Grubu ile de işbirliği yapan, yardımlaşma ve paylaşımı hedefleyen bir oluşum olan ALS-MNH Derneği bulunmaktadır.
Hastalığın ilerlemesini etkileyen ilk ilaç olan riluzol 1995 yılında Amerika’da ruhsat aldı. Bu etken maddenin motor sinir harabiyetine neden olduğu düşünülen uyarıcı bir nörotransmiter olan glutamatı engellediği sanılıyor. İlacın hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı düşünülüyor.
Beslenmenin önemi
ALS’ye yönelik tedavi sağlayan ilaçlar bulunana kadar hayat kalitesini artırmak için yapılabileceklerden bir diğeri de beslenmeye özen göstermek. İtalya’da gerçekleştirilen yeni bir çalışma sondayla yapılan iyi bir beslenmenin ALS’de hayatta kalma oranını artırdığı gösterilmiştir.
Solunum desteği
ALS eninde sonunda solunum kaslarındaki güçsüzlüğe bağlı olarak solunum yetmezliğine neden olur. Bu nedenle hastalığa yakalananların yarısı solunumlarını cihazla yapay olarak sürdüremezlerse üç yıl içinde kaybedilirler. Aslında mekanik solunum sağlandığı ve ortaya çıkan diğer komplikasyonlar giderildiği sürece ALS fatal bir hastalık değildir. Yapay solunum nazal veya trakeostomi aracılığıyla yapılabilir. Konuşma ve yutması iyi olup fazla ağız salgısı olmayan hastalarda nazal solunum denenebilir. Daha ucuz olan bu yöntem basit bir maskeyle kolaylıkla evde uygulanabilir. Nazal solunum uygun hastalarda solunumun rahatlatılması ve ömrün uzatılmasına yardımcı olan mükemmel bir seçenektir. Özellikle bulbusun etkilendiği hastalarda tercih edilen trakeostomi ise uzun süreli yaşam desteği sunar.
Hastalarla işbirliğinin önemi
ALS’li hastalarla yakınlarına yapay solunumla ve diğer tedavi uygulamaları ile ilgili yeterli bilgi verilmeli, en uygun yönteme kendilerinin karar vermesi sağlanmalıdır. Her bireyin kendi hayatı ile ilgili kararları alma hakkı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle hasta ve yakınlarının hastalıkla ilgili tüm bilgilere ulaşma, tedavi seçeneklerinin hepsini bilme, tedaviye başlama ve tedaviyi sonlandırma haklarının gözetilerek hareket edilmesi, her aşamada işbirliğine özen gösterilmesi önemlidir.
Halen ALS hastasının karşılaştığı sorunların çözümüne yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Etkin bir bakım ile karşılaşılabilinecek komplikasyonlar engellenebilir, ömür uzatılabilir ve mümkün olan en iyi hayat kalitesine ulaşılabilir. Oluşabilecek değişikliklere hazırlıklı olup hızla uygun çözümlerin bulunması ALS hastasına daha sağlıklı bir hayatın sunulması açısından büyük önem taşır

Alkolİzm, AŞiri Alkol Kullanimi

Posted by admin on Temmuz 15th, 2008

TANIMLAMA:
Genellikle alkolizmin tanımı tanımlayan kişiye göre değişir. En basit anlamda ve en eski tanımı, kronik ve aşırı alkol alınmasıyla oluşan hastalıktır. Bağımlılığın farmakolojik ve psikolojik tanımı, gittikçe artan dozlarda alkol alma isteğidir. Ancak bu tanım da çok yeterli değildir, çünkü alkolizm diğer bağımlılıklara pek benzememektedir. Afyon bağımlıları, gittikçe artan dozlarda ve sonunda öldürücü miktarda madde ihtiyacı duyarlar, ancak alkoliklerin ihtiyaç duyduğu alkol miktarı tek seferde öldürücü olmamaktadır.Alkolizmi tanımlamak için en belirgin sinyal kişinin davranış şeklidir. Modern tıp; alkolizmi sebebi bilinmeyen, belirgin anatomik işaretleri olmayan ve alkol bağımlılığıyla ortaya çıkan bir hastalık olarak tanımlar. Ayrıca, hem psikolojik hem de fiziksel tıp, alkolizmin bir başka hastalığın, çoğunlukla da psikolojik bir bozukluğun, semptomu olabileceğini söylemektedirler. Bu anlamda, alkolizm, kronik, ilerleyen bir hastalıktır ya da psikolojik veya fiziksel bir başka hastalığın belirtisidir.
BELİRTİ VE BULGULAR :
• Şunu unutmamak gerekir ki, alkolizm davranışsal bir bozukluktur ve sürekli ve artan miktarlarda alınan alkole bağlı problemlerin gelişmesi anlamına gelir.
•Bir alkolik, tüm kötü sonuçlarına rağmen sürekli alkol içmeye devam eder ve bir süre sonra alkol alımını sınırlayamaz bir hale gelir.
•Alkolikler genellikle, alkol içen kişilerle arkadaşlık eder, hatta eşlerini bile onların arasından seçebilir.
•Alkolik bir insan, içmek için her zaman bir sebep bulur. Bu mutluluk, mutsuzluk, gerginlik, üzüntü, neşesizlik olabilir. Ayrıca, içmek için her zaman fırsat yaratırlar, maç, av, parti, doğum günü, düğün, sünnet vb.
•Alkolizmin ilerledikçe, alkolik kişilerin sorunları da artmaktadır. Örneğin, yalnız içmeye başlarlar, çevrelerinden saklayarak gizli içerler, şişeleri saklarlar. Bütün bu davranışların sebebi alkolik olduklarını çevrelerinden saklama arzusu duymalarıdır.
•Gittikçe artan bir suçluluk duygusu geliştiririler, bu suçluluk duygusu, pişmanlıkla birleşir ve bu duyguları bastırmak için daha çok içmeye başlarlar. Hatta sabah kalkar kalmaz içmeye başlarlar.
•Alkolizm bir kısır döngüye dönüşür. Suçluluğa ve alkolün yaptığı tahribata bağlı olarak kişide anksiyete ve depresyon başlar ve bu yüzden kişi daha çok alkol tüketir. Alkol tüketimi arttıkça depresyon derinleşir, kişi uyuyamamaya ya da sızmaya başlar, geceleri uyanır, depresif bir duygu durumu içine girer, kendisini sürekli huzursuz ve sıkıntılı hisseder, panik nöbetleri geçirir, göğüs ağrısı, çarpıntı ve nefes almada zorluk çeker.
• Arkus senilis: gözün kornea tabakasında yağ halkası
•Acne rosecea : kırmızı burun
•Palmar eritem: avuç içinde kırmızılık
•Asteriksis: Elde flapping tremor (büyük amplitüdlü titreme)
•Sigara yanıkları: parmak, göğüs vb.
•Morarıklıklar (düşme ve çarpmalara bağlı)
•Hepatomegali (karaciğer büyümesi), karın ağrısı
•Spider anjioma
•Periferik nöropati (el ve ayaklarda his kusurları, uyuşma vb.)
•Kan tetkiklerinde anormallikler: GGT, MCV, AST, ALT, ürik asit, trigliseritler, üre yükselmesi.
ETKİLENEN SİSTEMLER:
Alkolün kalbe çok zararlı olduğu bilinmektedir, bir alkolik sadece kalp hastalığına yakalanma riski altında değildir, alkol kalbe direk zarar da verebilir. Çoğunlukla, alkolizm, lipid seviyesinin aşırı yükselmesiyle oluşacak damar tıkanıklığı, kalp krizi ve erken ölümle sonuçlanır. Eğer alkolizm tedavi edilmezse, hasta kalp hastalıkları yüzünden büyük bir ihtimalle hayatını kaybedecektir.Aşırı alkol kullananlarda, vücut vitaminsiz kalacak ve özellikle B vitaminin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar başlayacaktır. Alkol tüm zihin fonksiyonlarına zarar verecektir. Yapılan tüm beyin hücreleri araştırmaları, alkoliklerin beyin hücrelerinin, normale oranla çok daha hızlı bir şekilde yok olduğunu, hatta “hücre deposunun” zamanla tamamen boşaldığını ortaya koymuştur. Bu durumda ne yazık ki, hastanın hemen hemen tüm zihinsel faaliyetleri durmaktadır. Gastrointestinal sistem de alkolden fazlasıyla zarar gören organ sistemlerinden biridir. Alkolizm sonucu, çok ileri düzeyde ülser (mide kanaması ya da delinmesi), ölümcül pankreas problemleri (akut pankreas vb.) ve pek çok başka hastalık ortaya çıkabilir. Ancak, tüm bunların arasında alkolizm konusu geçince en çok dikkat edilmesi gereken organ karaciğerdir.Alkolizm karaciğeri, çok sinsi ve tehlikeli bir hastalık olan sirozla sarar. Sirozun ilk basamağı, karaciğer hücrelerinin zedelenerek, yağ zerrecikleriyle dolmalarıdır. Karaciğer hücreleri bozulup, yağla kaplandıkça karaciğer büyümeye başlar. Eğer, alkolizm devam ederse, yaralar oluşmaya başlar. Yaralar gittikçe çoğalır ve sonunda tedavi edilemez hale gelir. Siroz ilerledikçe, alkolik çok daha ciddi sağlık problemleriyle karşılaşır. Bunlar çoğunlukla, kan zehirlenmesi (amonyak ve bilirubin), iktidarsızlık, kanamalar, bacakların ve bileklerin şişmesi, vücutta asit üretilmesi (içi sıvı dolu bir göbek) olarak ortaya çıkmaktadır. Eğer erken teşhis yapılıp, tedaviye başlanmazsa siroz öldürücü bir hastalıktır.
ALKOLİZM TEDAVİSİ:
Alkolikleri tedaviye razı etmek zor bir iştir. Pek çok alkolik, hastalığını inkar eder. Alkolikler tedavi için başvurduklarında genellikle “dibe vurmuşlardır” yani sağlık, aile, meslek ve sosyal yaşamlarından büyük kayıplar vermiş ve çaresiz duruma düşmüşlerdir. Bu hale düşmeden önce alkolikler, bu zevki terk etmeye pek yanaşmazlar, ya da buna karar verseler de kolayca vazgeçerler. Önemli olan bu denli kayba uğramadan bu kısır döngüyü durdurmaktır. Bu nedenle kişinin alkolik olduğu yani alkol karşısında zayıf, hatta alkolün esiri olduğunu fark edip kabullenmesi düzelmenin başlangıç noktasını oluşturur. Erken dönemdeki alkoliklerin bu gerçeği fark etmeleri için “motive edici görüşmeler” yapılır.
Alkol Tedavisinin Önemli Özellikleri Şunlardır:
•Alkolizm tedavisi yoksunluk belirtileri kalktıktan sonra başlar.
•Hedef ayıklıktır (sobriety): Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için de bu önemlidir.
•Ekip tedavisi gerekir
•Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.
•Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra
•izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır.
•Nüksler (tekrarlamalar) İlk 6 ayda en sıklıkla görülür.
•Alkol tedavisi, fizyolojik, psikolojik ve sosyal olarak sınıflandırılabilir. Çoğu zaman, fizyolojik tedavi, psikolojik tedaviye ek olarak yapılmaktadır. Alkol tedavisinde psikoterapi vazgeçilmez bir yöntemdir.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.