Bayram Kahvaltısı Hafif Olmalı

Posted by admin on Mayıs 5th, 2008

Şekerli besinlerin yası sıra et tüketiminin arttığı Kurban Bayramı’nda yapılan beslenme hataları kalp ve sindirim sistemi sorunlarını tetikliyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme Uzmanı Emel Unutmaz, bayram sabahı hafif bir kahvaltı yapılması gerektiğini belirterek “Tüm gün et grubu tüketiminin fazla miktarda olabileceği gözönüne alınarak kahvaltıda et grubu içinde yer alan peynir ve yumurta tüketilmemeli, bunun yerine yulaf, mısır gevreği gibi tahıllar light (yağsız) süt ile tercih edilmeli” dedi.

Düzenli beslenmenin genelde gözardı edildiği bayram ziyaretlerinde dengesiz beslenmeye bağlı çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Kurban Bayramı boyunca şeker ve şekerli besinlerin yanı sıra et ve et grubu besinlerin aşırı miktarda tüketildiğini hatırlatan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme Uzmanı Emel Unutmaz, “Kırmızı et tüketmeyi seven bir toplum olarak her ne kadar fazla tüketimin zararları hatırlatılsa da kırmızı etten vazgeçilmesi oldukça zor. Ancak unutulmamalı ki bayram boyunca aşırı şeker, çikolota, tatlı, kırmızı et tüketimi kalp ve sindirim sistemi sorunlarını tetikleyebiliyor” dedi. Unutmaz, sindirim sistemi sorunlarını engellemek için Kurban Bayramı’nda kahvaltının hafif yapılması gerektiğini hatırlattı: “Tüm gün et grubu tüketiminin fazla miktarda olabileceği gözönüne alınarak kahvaltıda et grubu içinde yer alan peynir ve yumurta tüketilmemeli, bunun yerine yulaf, mısır gevreği gibi tahıllar light (yağsız) süt ile tercih edilmeli.”

Kronik rahatsızlığı olanların bayram boyunca diyetlerine devam etmesi gerektiğine dikkat çeken Emel Unutmaz, “Diyabet, kalp-damar, böbrek hastaları gibi özel diyet uygulayan hastalar, bayram süresince diyetlerine uymalılar. Yemek istedikleri besinleri mutlaka diyetisyenlerine danışıp önerilen miktarda tüketmeliler” diye konuştu.

Beslenme Uzmanı Emel Unutmaz, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme için neler yapılması gerektiğini şöyle anlattı:

- Ana ve ara öğünler atlanmamalı. En azından 3 ana ve 1-2 ara öğün tüketilmeli.

- Vücudun yapıtaşları proteinlerin başlıca kaynağı olan et grubu besinler, birçok vitamin ve mineral açısından da zengin bir gruptur. Ancak et grubu besinlerde posa oranı düşük ve C vitamini az olduğu için beraberinde mutlaka posa ve C vitamininden zengin sebze grubu tüketilmeli.

- Hızlı ve fazla yenen yemeklerden sonra kalp krizi geçirme riski artar. Bu nedenle yavaş yavaş ve az miktarda sık beslenmeye çalışın.

- Her çikolata ve şeker ikramını “Evet” derseniz 4 gün boyunca ne kadar fazla kalori, yağ ve şeker alacağınızı gözünüzde canlandırın. Bayram ziyaretlerinde ikramların bir kısmına “Hayır” demelisiniz. Fırsatınız varsa hamur tatlıları yerine sütlü tatlı veya meyve tatlılarını tercih edin.

- Su tüketiminizi gözardı etmeyin. Günlük 8-10 bardak su içmeye çalışın. Günde 1-2 fincandan fazla kahve tüketmeyin, açık çay için.

- Yeni kesilen etin hemen yenmesi etin sertliği ve sindirimin zorluğu açısından uygun değildir. Buzdolabı ısısında en az 1 gün bekletildikten sonra pişirilmelidir.

- Etler saklama amaçlı buzdolabına kaldırırken, uygun şekilde ayrılmalı, et görünür yaplarından uzaklaştırılmalı ve tek kullanımlık olacak miktarlarda poşetlenmeli veya yağlı kağıtlara sarılarak buzluklara kaldırılmalıdır.

- Dondurulmuş et çözdürüldükten sonra tekrar dondurulmamalı hemen pişirilmelidir.

Yirmilik dişin mi var, derdin var!…

Posted by admin on Mayıs 5th, 2008

Yirmi yaş dişleri, diğer bir deyişle akıl dişleri, ağızda en son çıkan ve en fazla soruna neden olan dişlerdir. Genellikle 17 ilâ 25 yaşları arasında çıkmaya başlar.

Çenede yeterli alan olmadığı durumlarda 20 yaş dişleri tam çıkamaz; gömük, ya da yarı gömük kalır. Diş yüzeye çıkamadığı için kişiye rahatsızlık verir, kimi durumlarda yüzde ani şişliklere veya çenelerin kilitlenmesine yol açar. Şiddetli ağrılar, görülür. Bu sebeplerle sorun yaratan 20’lik dişlerin mutlaka kontrol edilmesi ve diş hekiminin uygun görmesi halinde çekilmesi önemlidir. 20 yaş dişi için genç yaşlarda yapılan operasyonlar teknik bakımdan daha kolay olurken, iyileşme de daha kısa sürede olur.

Öte yandan, 20 yaş dişlerinin ağızda bırakılıp bırakılmaması konusu tartışmalıdır. Diş Hekimi Protez Doktoru Çağdaş Kışlaoğlu, 20 yaş dişi eğer doğru pozisyonda sürüyorsa ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca olmadığını söylüyor. Dr. Kışlaoğlu’na göre, çene kemiğine kaynaşmış ve anormal pozisyonlu bir dişin (röntgenle tespit edilmiş) ileride yol açacağı sıkıntılar göz önüne alınarak çekimine karar verilebilir.

Diş arkındaki yer darlığı durumlarında dişin sürmesi dişeti- kemik ve diğer komşu diş engeline takılabilir.

20 yaş dişi hangi durumlarda çekilir?

Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, 20 yaş dişinin şu durumlarda çekilmesi gerekebileceğini söyledi:

- Çürük: 20 yaş dişinin pozisyonundan dolayı o dişte veya komşu dişte çürük görülebilir.

- Diş eti enfeksiyonu: 20 yaş dişinin tam çıkmadığı durumlarda yemek artıkları ve bakteriler 20 yaş dişinin çevresindeki diş etinin altına girerek enfeksiyona neden olur. Bunun sonucunda ağız kokusu, ağrı, yüzde şişme ve ağız açıklığında azalma görülebilir. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna doğru yayılabilir.

- Basınç ağrısı: Sürmeye çalışan 20 yaş dişinin komşu dişlere basınç yapmasından dolayı ağrı olabilir. Bazı vakalarda bu basınçtan dolayı dişlerde aşınma olur.

- Ortodonti: Pek çok genç hasta dişlerindeki çapraşıklıkları düzelttirtmek için ortodontik tedavi görmektedir. 20 yaş dişleri sürerken yer darlığı nedeniyle özellikle ön bölgede diş çapraşıklıklarının artmasına neden olur.

- Protez: Total protez kullanan hastalarda gömük 20 yaş dişleri sürmeye başlarsa protezde uyumsuzluk, vuruk ve kullanamama problemlerine sebep olabilirler. Bu yüzden total protez yapılacak hastalarda da panoromik röntgen incelemesi büyük önem taşır.

- Kist oluşumu: Gömük yada yarı gömük 20 yaş dişinin çevresindeki yumuşak dokuda kist oluşabilir. Bu kist ve dişin alınması, ileride oluşabilecek kemik ve komşu diş harabiyetini önleme açısından büyük önem taşır. Nadiren de olsa kistin içinde tümör gelişebilir veya kistin aşırı büyümesine bağlı olarak çenede spontan kırıklar meydana gelebilir.

Diğer diş çekimlerinden farklı mıdır?

Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, yirmilik dişin konumu, şekli ve boyutuna bağlı olarak uygulanacak işlemin zorluk derecesinin değiştiğini söyledi. Çekimden sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama olabileceğini belirten Dr. Kışlaoğlu, “Daha özel işlemler gerektiren bazı kompleks çekimler de uygulanabiliyor. Diş hekiminizin alacağı önlemler ve bulunacağı tavsiyeler yan etkileri en az seviyeye indirger” dedi. 20 yaş dişinin çekimi sonrası “dry soket” denen bir iyileşme bozukluğu yaşanabilir. Dr. Kışlaoğlu, bununla ilgili olarak da “Çekim boşluğunda kan birikmez ve ağrı olabilir. Birkaç gün içinde durum düzelir. Diş hekiminin tavsiyelerine uyulduğu sürece hastanın bu olayla hiç de karşılaşmaması mümkündür” diye konuştu. Çağdaş Kışlaoğlu, 20’ yaş dişiyle sorun yaşayanlar için, ileri yaşlarda kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekimin zorlaşacağı, iyileşmenin de daha yavaş olacağı hatırlatmasında bulundu.

Operasyon sonrası bakım nasıl olmalı?

Diş hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, 20’lik dişin çekilmesinden sonra neler yapılması gerektiğini de şöyle anlattı:

- Yara yeri kesinlikle kurcalanmamalı, yoksa ağrı, enfeksiyon veya kanama gelişebilir.

- İlk 24 saat boyunca diş çekilen tarafla çiğneme yapılmamalı.

- İlk 24 saat sigara içilmemeli, Çünkü sigara kanamayı arttırıp iyileşme sürecini uzatır.

- Hastanın tükürmemesi gerekir, yoksa kanama artar ve pıhtı yerinden oynayabilir.

- Kanama kontrol edilmeli. Eğer dikiş atılmamışsa steril gazlı bezle tampon yapılır. Pıhtı oluşumu için tampon yarım saat ağızda tutulmalı. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyorsa yenisi konur.

- Şişkinliğin kontrolü. Operasyon sonrası bölgeye soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve yüzün şişmesinin önüne geçilir. Uygulama şöyle olmalıdır: 20 dakika soğuk tampon, 20 dakika ara, sonra tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklindeki periyotlarla devam edilir.

- İlk 24 saatten sonra her 2 saatte bir ılık tuzlu suyla ağzı gargara yapmak gerekir. Karışım, 1 bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz ilave edilerek hazırlanır.

DÜNYA HASTA GÜVENLİĞİNİ TÜRKİYE’DE KONUŞACAK

Posted by admin on Mayıs 5th, 2008

Hasta Güvenliği Derneği tarafından düzenlenen ve alanında dünya çapında en geniş uluslararası katılımlı kongre olma özelliğini taşıyan 2. Uluslararası Hasta Güvenliği Kongresi 25-29 Mart 2008 tarihleri arasında Antalya WOW Kremlin ve Topkapı Palace Otellerinde yapılacaktır.

Kongre, dünyanın en saygın kuruluşlarının desteğiyle düzenlenen , en az 100 ülkeden , 1500 kişinin katılımıyla, konusunda uluslararası platformda otorite olarak kabul edilen 100’e yakın yabancı konuşmacılarıyla şimdiye kadar yapılan en büyük uluslararası organizasyondur. Aynı anda 2 otelde 4 ana salonda düzenlenecek olan organizasyonda Kongre öncesi kurslar ve hasta güvenliği konusunda çözümler içeren özel oturumlar düzenlenecektir.

Bu yıl ikincisi düzenlenmekte olan Hasta Güvenliği Kongresinde tema “Hasta Güvenliği için

Küresel Bilgi Paylaşımı” olarak belirlenmiştir. Bu platformda, hasta güvenliği alanında en üst düzey bilgiye sahip olan organizasyon ve kişiler ile bu bilgiye ihtiyacı olduğu halde kaynakları yetersiz olduğu için, bilgiye ulaşamayanları bir araya getirerek, küresel düzeyde bilgi ve tecrübe paylaşımının sağlanması hedeflenmekte ve bu amaçla kongreye katılımda, özellikle gelişmekte olan ülke katılımcıları için burs ve indirim gibi çeşitli imkanlar sağlanmaktadır.

Organizasyon, WAPS ( Dünya Sağlık Örgütü - Hasta Güvenliği Birliği), JCI (Joint Commision International),GS1,IHF(Uluslararası Hastaneler Federasyonu), HTAi, AvMA , p4ps, NASS, IRAHTA, Ukrayna ve Polonya Hasta Güvenliği Dernekleri gibi Dünyanın önde gelen uluslararası sağlık kuruluşlarının yanı sıra TC Sağlık Bakanlığı, Türk Kızılayı , Kanıta Dayalı Tıp Derneği, Türk İnovasyon Derneği, Türk Havacılık Tıbbı Derneği ve Tıp Hukuku Derneği gibi de çok sayıda ulusal kuruluş tarafından da desteklenmektedir.

Kongreye, Andrew Dillan (NICE Başkanı), Mary Herald (JCI Sonraki Dönem Başkanı), Michel van der Hijden (GS1, Sağlık Hizmetleri Başkanı), Helen Hughes (WHO, Hasta Güvenliği Londra Ofisi Başkanı), Ibrahim A. Al-Abdulhadi (IHF-Uluslararası Hastaneler Federasyonu Başkanı) Laura Sampietro-Colom (HTAi Başkan Yardımcısı) yanısıra konusunda uzman 100’den fazla uluslararası konuşmacı katılmaktadır. Kongre, 100’den fazla ülkeden katılımcıya ev sahipliği yapacaktır.

Resmi dili İngilizce olan ve Rusça ve Türkçe dillerinde simultane tercüme yapılacak olan Kongrede ele alınacak olan temel başlıklar;

Hasta güvenliği ve ekip çalışması
Hasta güvenliği ve kanıta dayalı tıp
Kalite geliştirme teknikleri, kalite ölçüm ve değerlendirmesi
Oluşmuş hata ve hata ihtimallerinin raporlanması
Dünyanın farklı yerlerindeki hasta güvenliği organizasyonları
Hasta güvenliği kampanyaları ve ülke örnekleriÜ
Hasta güvenliği’nde medyanın rolü
Hasta güvenliği’ne tüketici katkısı (Hasta güvenliği ve Hastalar)
Tıbbi hatanın ifadesi ve özrün rolü
Hasta güvenliği’nde araştırmanın rolü hasta güvenliği’nde sistem ve alt yapı güçlükleri
Bilgi teknolojisi ve İnovasyon
İlaç ve Tıbbi cihaz güvenliği
Kan güvenliği

Tüm katılımcılar ve konuşmacılar için çok verimli bir bilgi paylaşım ortamı sağlayacak olan 2. Uluslararası Hasta Güvenliği Kongresine Son Gönderi Bildirim tarihi 10 Ocak 2008 olarak belirlenmiştir. Kongre hakkında daha detaylı bilgi www.hastaguvenligikongresi.net adresinden edinilebilir.

ŞİŞMANLIK VE DİYABET MEME KANSERİ RİSKİNİ ARTTIRIYOR

Posted by admin on Mayıs 5th, 2008

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı ve Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. İdris Yücel, kilo ve şeker problemi olan bayanları uyardı: Meme kanseri riskiniz daha fazla.

13-16 Aralık 2007 tarihlerinde San Antonio-Teksas’ta yapılan 30. Meme Kanseri Sempozyumu’nda önemli bulgular olduğuna dikkat çeken Yücel, menapoz sonrası kadınlarda şişmanlık ve diyabetin meme kanseri riskinin arttırdığını vurguladı. Yücel, sempozyumda çok sayıda hasta üzerinde yapılan çalışmalarda özellikle şişmanlıkla yakın ilgili olan tip-II diyabet ve diyabetik olmayan şişmanlarda da meme kanseri gelişme riskinin arttığının belirtildiğini, meme kanseri nedeniyle tedavi edilmiş ve iyileşmiş hastaların da yağdan zengin, lifli gıdalar(sebze) dan fakir diyetle beslenenlerde meme kanseri nüks ve metastazlarının görülme oranının arttığını söyledi. Meme kanserinin, kadınlarda kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer aldığını ve meme kanserinde erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu belirten Yücel sözlerine şöyle devam etti: “Meme kanseri nedeniyle tedavi edilmiş ve iyileşmiş hastaların da yağdan zengin, lifli gıdalar(sebze) dan fakir diyetle beslenenlerde meme kanseri nüks ve metastazlarının görülme oranının arttığı, yine çok sayıda hastayı kapsayan çalışmalarla gösterildi. Şişmanlarda oluşan insülin direncinin, insülin ve insüline benzer büyüme faktörlerini arttırarak buna yol açtığı belirtildi. Menapoza giren hanımlara özellikle ailelerinde meme kanseri varsa kilo almaktan kaçınmalarını, aynı zamanda meme kanseri tedavisi gören hastalarımızın da yine kilo almamaları gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bunun içinde yeterli bir fizik aktivite(günde yarım saat yürüyüş gibi), sebzeden zengin, yağdan fakir bir beslenme rejimi uygulamalarını öneriyorum.”

SİNÜZİT TESTİNİ KENDİNİZ DE YAPABİLİRSİNİZ…

Posted by admin on Mayıs 4th, 2008

Sinüzit, Türkiye’de her yıl 15 milyona yakın insanı etkileyen bir sağlık sorunu. Aynı zamanda halk arasında sağlık problemlerinde ilk sıralarda sayılan şeker hastalığı ve kalp yetmezliğinden daha fazla hayat kalitesini bozan bir hastalık. Sadece fiziksel ve fonksiyonel açıdan değil, psikolojik olarak da kişiyi etkiliyor.

Yapılan bir araştırma, hastalığın Amerika’da her yıl 8 milyar doların üzerinde ilaç maliyetine yol açtığını ortaya koyuyor. Bu durum Türkiye’de de çok farklı değil…

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Süreyya Şeneldir, kendinize uygulayabileceğiniz bir testle sinüzit olup olmadığınızı tespit edebileceğinizi belirtiyor.

SİNÜZİT NEDİR?

Sinüzit; sinüs mukozasının iltihabıdır. Bu hastalık, sinüslerin burun içi ile irtibatını sağlayan sinüs ağızlarının tıkanması sonucu, sinüslerin havalanmasını bozarak, bakteri ve virüslerin yerleşmesine uygun bir ortam oluşturması neticesinde ortaya çıkar.

KENDİ KENDİNİZE SİNÜZİT TESTİ UYGULAYABİLİRSİNİZ?

Aşağıdaki soruların üç veya daha fazlasına evet diyorsanız sinüzit olma ihtimaliniz yüksek ve böyle bir durumda kulak burun boğaz uzmanına gidilmesi tavsiye edilir.

Yüzünüzde basınç hissi, dolgunluk veya ağırlık hissi var mı?

Burnunuz tıkalı mı?

Koyu, sarı-yeşil burun akıntınız var mı?

Geniz akıntınız var mı?

Koku duyunuzda azalma var mı?

Baş ağrınız var mı?

Nefes darlığı hissi ve öksürük var mı?

SİNÜZİT TİPLERİ NELERDİR?

Akut ve kronik sinüzit olmak üzere başlıca iki ana gurupta incelenirler.

Akut sinüzit her insan senede bir kaç kez geçirebilir. Soğuğa maruz kalma alerji, çevresel kirlilik, vücut direncinin düşmesi gibi kolaylaştırıcı faktörlerin etkisi ile başlar. Burunda basınç hissi, burun tıkanıklığı ve ateş ile kendini gösterir. Tedavi geciktikçe ilave bulgular kendini gösterir. Bu şikayetler 3 ay veya daha fazla sürerse kronik sinüzit adını alır.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?

Sinüzitin sebebi sinüs deliklerinin tıkanmasıdır. Bu tıkalı delikler açıldığı zaman sinüzit de iyileşir. İlaç tedavisi erken dönemde oldukça etkilidir. Israrlı ilaç tedavisine cevap vermeyen ve kronikleşmiş sinüzitlerde ameliyat gerekebilir. Ameliyattaki amaç, tıkalı olan sinüs yollarını açmaktır, böylelikle sinüslerin havalanması sağlanmış olur. Havalanan sinüste enfeksiyon geriler ve kaybolur.

Endoskopların kullanıma girmesiyle son 20 yıldır bu işlem güvenle yapılıyor.

YENİ YÖNTEM BALON SİNÜSOPLASTİ NEDİR?

Sinüzit hastalığının başlarında uygulanan ilaç tedavisi soruna çözüm getirse de orta ve ileri derecedeki hastalık için müdahale gerekir. Bugüne kadar ileri derecedeki hastalara, hastanede yatmayı gerektiren, kanamalı ve ameliyat sonrası istirahat gerektiren endoskopik cerrahi yöntemi kullanılıyordu. Kanama sonrası körlük ve beyin kanaması gibi ciddi komplikasyonların ortaya çıkması nedeniyle yeni tedavi yöntemleri arayışına girildi.

Balon Sinüsoplasti adı verilen bu teknik hastalık tedavisinde yeni bir dönem açtı.

Bu teknikle daralmış olan sinüs delikleri açılıyor ve sinüs ağzına bir balon yerleştiriliyor. Daha sonra balon serum ile şişirildikten sonra şişen balon tıkalı olan sinüsün ağzını genişletiyor.

BALON SİNÜSOPLASTİ’NİN AVANTAJLARI NELERDİR?

Etkili ve güvenli bir yöntemdir ve komplikasyon ihtimali çok düşüktür.

Teknikte küçük, yumuşak, elastik ekipmanlar kullanılmakta, Kapalı sinüs drenaj kanallarının kibarca açılması sağlanarak çok az doku travması ile sonuca ulaşılmaktadır.

Düşük kanama miktarı: bazı vakalarda hiç doku çıkartmak gerekmediği için kanama da çok az olmaktadır.

Hızlı iyileşme: çoğu hasta 24 saatte normal hayatına dönebilmektedir.

Gelecekte bu bölgede yapılabilecek diğer tedavileri engelleyici bir rolü yoktur. Diğer cerrahilerle beraber ya da ardışık olarak uygulanabilir.

Balon Sinüsoplasti ile, uygulanan diğer tekniklerin aksine burun içinde hiçbir dokuya zarar vermeden, kanamaya yol açmadan ve tampon gerekmeden hızlı bir şekilde iyileşme sağlanarak hastanın müdahaleden bir gün sonra günlük yaşantısına dönmesi sağlanıyor.

OPERASYON NE KADAR SÜRÜYOR?

Operasyon yaklaşık 15 dakika sürüyor. Genel anestezi altında işlem yapılıyor.

Günlük yaşantıdan uzak kalmadan, zaman kaybetmeden, hastanede yatmadan, uygulama yapılan bölgede herhangi bir kesiğe gerek duymadan kısa sürede sonuç alınan bu yöntem sinüzit tedavisinde yeni bir sayfa açıyor.


Copyright © 2007 Sağlıklı Yaşam Haberleri. All rights reserved.